Kitap, isimsiz bir anlatıcının (kalemdan ressamı) perspektifinden ilerliyor. Anlatıcı, yalnızlık içinde yaşayan, afyon ve alkolün etkisiyle gerçek ile rüya, geçmiş ile şimdi arasındaki sınırları kaybeden bir adam. Hikâye, bir kadının (güzel, erişilmez bir figür) evine gelmesi, ölümü, cesediyle yaşanan saplantılı ilişki ve ardından parçalama/gömme süreciyle başlıyor. İkinci kısım ise daha “gerçekçi” bir evlilik anlatısına kayıyor; burada kadın “kahpe” olarak anılıyor ve anlatıcının karamsar, yabancılaşmış bakış açısı hâkim oluyor. Tüm bunlar döngüsel, tekrar eden imgelerle (yaşlı adam, cypress ağacı, testi, baykuş gölgesi, lamba ışığı) örülü. Zaman ve mekân belirsiz; her şey bir kâbus veya halüsinasyon gibi akıyor.
Hidayet, eserde varoluşsal bunalım, ölüm arzusu, cinsellik-ölüm bağlantısı, toplumdan yabancılaşma ve “körlük” (toplumsal/kişisel cahillik) temalarını işliyor. Anlatıcı kendini gölgesine anlatmaya çalışıyor; bu, iç dünyasının parçalanmışlığını ve iletişim kopukluğunu simgeliyor. Kafka’nın *Dönüşüm*’ünü andıran dönüşüm motifleri, Poe’nun karanlık psikolojisi ve Doğu mistisizminin izleri var. Eleştirmenler kitabı “psikofiction” veya “Doğu’nun Kafka’sı” olarak nitelendiriyor. İran’da bir dönem yasaklanması da cabası; çünkü geleneksel değerlere ve toplumsal yapıya dolaylı eleştiri içeriyor.
Güçlü yönleri: Şiirsel, hipnotik dili ve imgelerin gücü. Okurken afyon dumanı gibi sarıyor, tekrar eden motifler bir rüya döngüsü yaratıyor. Zayıf yönleri ise (bazı okuyuculara göre) aşırı tekrar, belirsizlik ve ağır karamsarlık; tek seferde hazmetmek zor, birden fazla okuma gerektirebiliyor. Özellikle varoluş sancısı çeken, karanlık edebiyata meraklıysanız etkileyici; yoksa boğucu gelebilir.