emine

emine
@emrchngr
Mucizeye ihtiyacım yok... Bir mucize olduğumu biliyorum. instagram.com/ee.m.ii.n.ee?ig...
Acılarımız tarih kadar eski...Nefes alıp vermek misali olağan...
8/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 14:47
Evet gidiyoruz.. Geldik ve gidiyoruz. Adına Dünya denen bu durakta nefeslenip, geçip giderken asıl olan ne yaşadığımızdan çok ne yaşattığımız bence. Doğaya, toprağa, suya, hayvana ve bir insanlığa ne yaşattığımız ve dahi ne bıraktığımız. Nasıl davrandığımız? Yaradılış misyonumuzu ne kadar anladığımız? Ne kadar yerine getirebildiğimiz? Elie Wiesel'in gençlik yıllarında yaşadığı insanlık dışı deneyimlerini, sade ama sarsıcı bir dille anlattığı kısa olmasına rağmen etkisi bende uzun süre silinmeyecek bu otobiyografisini okuduktan sonra, giriş bölümüne yazdığım tüm bu sorular beynime hücum etti. Bence bu kitap sadece anı değil, inanç, kimlik ve insanlık üzerinde derin bir sorgulama. Kitabın anlatımı özellikle dikkatimi çeken. Süslü ve dramatik bir dil kullanmadan ve bence neredeyse dümdüz, duygusuz bir üslup. Bana kalırsa bu sadelik yaşananların dehşetini daha da görünür ve hissedilir kıldı. Ve cümleler ilerledikçe o genç çocuğun masumiyetten kopuşunu iliklerime kadar hissettim. Ah babasıyla olan ilişkisi. Bence bu kitabın duygusal omurgasını oluşturdu ve sevgi,suçluluk ve çaresizlik iç içe geçti. Ve bana sürekli bir durup derin derin nefes aldırdı. Sürekli yutkunurken yakaladım kendimi. Öte yandan aklıma takılan diğer sorular. Böylesi bir kötülük karşısında insan nasıl hayatta kalır? İnanç nasıl korunur? Umut nasıl bitmez? Yaratıcıya olan inancın giderek sarılması ve Wiesel'in yaşadığı acılar karşısında yalnızca fiziksel değil, ruhsal yıkımı aslında kitabın bir toplama kampının anlatılmasından daha öte bir inanç krizi hikâyesi gibide. Burada bir parantez açmadan bitirmek istemedim. Bu kadar acıya, bu kadar zulme ve katliama maruz kalmış bir millet şuan, şimdi şu asırda bir başka millete aynı zulmü nasıl reva görür. Aklın bunu anlaması
GeceElie Wiesel · Koridor Yayıncılık · 20242,026 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bana kaderimin bir oyunu mu bu?
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2024 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2024 17:57
Yeşilçam'ın gözde temalarından biri hiç kuşku yok ki, hastalık ve kör olma halleridir. Kaderin tokatını yiyen o bahtsız adam/kadın ya "ince" bir hastalığa yakalanır ya da aniden gözlerine bir perde iner, " Nayır! Nolamaz! Açın ışıkları.Göremiyorum göremiyorum.."diyerek kafası ellerinin arasında oraya buraya çarpa çarpa körlüğünü ilan ederdi. Bu taraftan bakarsanız eğer "Körlük" kitabını yazan acaba bir Türk mü? dememek elde değil.;) Eeee evet tamam tamam "geyik yapmayı" bırakıp asıl konumuza hızla dönüyorum.;) Çarpıcı, korkutucu, düşündürücü, hatta zaman zaman mide bulandırıcı, ürkütücü ve tiksindirici bir senaryo. Bilmediğimiz bir ülkede, bilmediğimiz insanların, ( ki yazarın sık sık bir dost gibi araya girerek vurguladığı gibi isimler bize lazım olanlar değil.)başına bir anda gelen o ilginç olayın, körlüğün yarattığı hikayenin akışına bırakıyoruz kendimizi. Akışta karşımıza çıkan her eleştiri sisteme yapılmış. Bakıldığında çok sıradan olan her eylem, inanılmaz düşündürücü metaforlarla bize sunulmuş. İnsan oğlunun aslında kör olmadan da ne kadar "kör" olduğunu iliklerinize kadar hissettiriyor, her cümlesi ile insanlığın bu kadar muazzam bir yapıda ve donanımda olan göze sahip olduğu halde nasıl bu kadar kör olabildiğini yüzünüze yüzüne vuruyor Sevgili Saramago. Körlük üzerinden devlet, siyaset, din ve ahlak kurallarının her birine muazzam bir üslupla değinmiş ve farkında olmadan gördüğümüz ya da farkında olup ama görmediğimiz görmezden geldiğimiz tüm kara gerçeklere ince dokunuşlar ile bezenmiş kitap. Aslında insanı insan yapan ahlaki değerler ne kadar kaygan bir zemin üstünde görelim istemiş, yazar. Bir de (buraya bir parantez açmadan geçmek istemiyorum) Distopik bir dünyada kadına bakın neler olacak diye öyle bir anlatmış
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2024132bin okunma
Söyleme Bilmesinler
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
"Yalansız, dolansız, sırsız biriyim."diye mi tanımlarsınız kendinizi? "Olduğum gibiyim yav, tam göründüğüm gibi. Neysem o. " diye ekler misiniz bir de? YALAN! İnanmıyorum size. "İnsan böyle bir şey. Nerede, hangi yaşta olursa olsun, kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız, dertsiz, sırsız insan yok da,işte kimisi üstünü örtüyor," diyor Şermin Yaşar az evvel ağlamaktan yüzüm gözüm şiş, salyam sümüğüme karışmış bir şekilde bitirirdiğim 'Söyleme Bilmesinler' kitabında. Aslında o kadar sıradan bir aile etrafında dönüyor ki kitap. Ama baksan her biri bir sır küpü. Aile fertleri, baba, ölmüş bir anne üç erkek kardeşi ve eşlerini kendi ağızlarından dinliyoruz. Ethem başladı önce anlatmaya. Sonra abisi Emin aldı sazı eline. Ekrem de konuşup sıra Hülya 'ya geldiği vakit ,her okuduğum karaktere; sende haklısın be! dediğimi farkettim. Kimin penceresinden baksam o haklı. Böyle empati yapa yapa bir baktım kitap bitmiş. Bitti ama hâlâ iç çekiyorum. Yine de oturdum aile kavramı üzerine biraz kafa yordum. Hem içinde büyüdüğüm aile, hem benim içinde evlat büyüttüğüm aile için düşündüm de düşündüm. "Aile temelini atarken," dedim malzemeden çalmayacaksın. SEVGİ. Sevgisini bolca çokça kullanacaksın. Yoksa o aile aile olmuyor. Bağları gönüllükle değil de zorunlukla bağlanıyor. Sorumluluklar sevgiden değil de, görevi yerine getirmek, baştan savmak için yapılıyor. Sonra döndüm bir de evlilik üzerine kafa yordum. Severek evlendik diyenleri, görücü usulü evlendik diyenleri, zorla evliliğe boyun eğenleri. Elekten eledim eledim eledim. En üstte elekte kalan; " kimbilir dedim ,kaç kişi yanındaki ile yaşlanıyor da aklında ki ile ölüyor. Kimbilir... Offf! Ne yazdın sen böyle Şermin Yaşar? Mahvettin beni ya sen. Kendimden bir şey...
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma
10/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2023 54. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2023 08:11
Kitabı bitirip de kapağını kapattığımda, elimi çeneme götürüp hafif ittirmek suretiyle açık kalan ağzımı kapatmak zorunda kaldım. Waww bu da neydi böyle. ;) Yetmiş yıllık bir süreci, bir ailenin üç kuşağını anlatan ( ama ne anlatmak.)neredeyse bir köy nüfusu kadar karakter barındıran ama hiiiç kafa yormayan. Bir sayfa bile geriye döndürüp tırım tırım isim aratmayan. Bu kimdi? Hangisi kimin kızı/oğlu diye sorgulatmayan, muazzam bir kitap oldu benim için Ruhlar Evi. Bunca karakterin de hiçbiri tesadüf değildi ve hepsinin bir amacı vardı bence. Trueba; güçlü ve iki yüzlü bir karakter. Hem otoriter bir patron, hem aptal bir aşık. Kitap boyunca yaşayan tek adam. Ahh Claraa! ; Ailenin reisi kesinlikle sensin kızım. Öngörü yeteneğin, telepati özelliğin, psişik güçlerin ile sen çok özelsin. Büyüleyici bir kadın. Rosa bebeğim; evet tam bir masal perisi. Dünyanın en güzel ama bir o kadar da en talihsiz kadını. Ferula; gün yüzü görmemiş kız kurusu. Ama inanılmaz fedâkar bir karakter. Blanca; sen aşk için doğmuşsun güzelim. Sadakat diğer adın. Alba; devrimci ruhun, özgür kadının en güçlü temsili sensin yoldaş. Harikaydın. Esteban Garcia; nefretten gözleri kör olmuş, intikam ateşi ile yanan karanlık bir adam. Jaime ve Nicholas; ikiz demeye bin şahit ikizler. Jaime, doktor ve sosyalist. Platonik bir aşık. Nicholas, iflah olmaz bir gezgin. Bütün bu karakterlerden bile ayrı ayrı birer kitap çıkar şüphesiz. Realist, romantik, estetik, izlenimci, dışavurumcu, duygusal ya da psikolojik her türden hemde.. Büyülü gerçekçiliği gerçeküstü yetenek ile anlatan, yazar Isabel Allende bu yıl tanıştığım ve yazarlar içinde beni en çok etkileyen yazar unvanını kapıverdi. Öyle ki hemencecik gidip iki üç kitabını daha satın aldım.
Ruhlar EviIsabel Allende · Can Yayınları · 20221,609 okunma
Alışmalı kendi yaramızı kendimiz sarmaya..
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2023 13. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2023 08:08
Bilmem… Kim bilir kaç kişi, kendi gibi olamadı bu hayatta. Bilmem kaç kişi bir başkası gibi âşık oldu. Bir başkası gibi güldü, onun gibi sevdi. Bir başkasının acısını acı bildi, onun gözlerinden izledi dünyayı. Kendini hep bir başkasının hikâyesinde anlattı hep onun hikâyesinde dinledi. Söyleyemediklerimiz bir başkasının dilinden dökülünce ne kadar imrendik, ne kadar sessiz çığlıklar attık. O cümleleri kurabilseydik, konuşabilseydik. Kurulamamış cümlelerin açtığı yaralar nasıl kanamaya başlar o anlarda. Pişmanlıklar nasıl katlanır katlanır, bir çığ gibi altına alır bizi, yutar kendine katar. Peki ya yaşayamadığımız AŞK'lar? Kaç kez okuduğumuz kitapta ki, o çok sevilen kadının yerine koyduk kendimizi. Ona kurulan o süslü cümleleri kendi kulağımızla işitmedik mi? Kalbimizin en kuytu köşesine işlemedi mi o cümleler? Kim bilir kaç kez terkedildik o cümlelerin arasında sonra kaç kez sarıldık, öpüştük, seviştik… Kim bilir kaç başrolde biz. Karşı kutbunu bulamamış kaç kalp, koştur koştur o salonlarda aradı, hayatta ki figüran kimliğimine inat kalp ağrısını. Altın harflerle yazılmış kaç filmde izledi kendini. Ne büyük aşklara imza attı, ne büyük acılara göğüs gerdi. Eee kolay değildi başrol olmak hakkını vermek gerekti. Sezen'in hangi şarkısında doymadık doyamadık sevmelere. Adı bende saklı diye diye kalbimize kilitlediğimiz gün yüzü görmeyen aşklar? Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk, diyerek ölmedik mi aşk açısından? Ahh hangimiz bir kalpte tutuklu kalmadı. Geri dön geri dön ne olur geri dön, diye yalvarışlarımız hiç mi olmadı mı ? Uçurum uçurum gözlerine baktığımız, teninin tuzunu tattığımız ve dahi her gece uyku diye yattığımız o belalılarımız. Bir kendim bir ben gidişlerimiz. Şimdi kaybolan yıllarımı verseler diye diye serzenişlerimiz.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma