"İlkelerini büyük konulara saklanmalı insan, küçük şeylerden acıma duygusu yeter." Ne yazık! İnsan özdeyişleri kendi yaradılışının çukurlarını doldurmak için benimser. Bende, sözünü ettiğim acımanın adı daha çok ilgisizliktir. Etkileri, kolayca anlaşıldığı gibi, o denli mucizemsi değildir.
Camus, daha ilk yapıtında, bu izlenimi bir kesinliğe dönüştürmeye çalışır. "Bu fazlasıyla yumuşak, fazlasıyla kolay eğriyi kırmak gerekir" der. "Açık görüşlülüğe gereksinimim var. Evet her şey basit. İnsanlar karıştırıyor işleri. Masal anlatmasınlar bize. İdam mahkûmu için 'Topluma borcunu ödeyecek,' demesinler, 'Kafası kesilecek,' desinler. Hiç önemli değilmiş gibi görünüyor. Ama ufak bir ayrım var arada." Hiç kuşkusuz, "Ufak bir ayrım" sözün gelişi. Camus için ayrım büyüktür gerçekte. Bizim içinse bu ayrım Camus'yü başkalarından ayıran, kişiliğini oluşturan şeydir, yapıtlarının ve tutumunun iki temel öğesinin, "somut" ile "basit"in, "masal anlatan"ların görüşlerine karşıtlığı, bir aktörenin özetidir. Sonucu ne olursa olsun Camus'nün kişileri için, bu ayrımın gün ışığına çıkması bir uyanışı belirler. Uyanış da ancak somutta gerçekleşir.
Bu nedenle, başkaldırmanın özü somuttur, Camus' de, uyumsuz insan da, Tersi ve Yüzü'nün anlatıcısı gibi, hep somuta bağlanır.
Ve ben, bu gece, yaşamın belirli bir saydamlığı karşısında hiçbir şeyin önemi kalmadığı için kişinin ölmek isteyebilmesini anlıyorum. Bir insan acı çeker, mutsuzluk üstüne mutsuzluğa uğrar. Katlanır bunlara, yazgısını benimser, iyice yerleşir içine. Saygı görür. Sonra bir akşam, hiç: bir zamanlar çok sevdiği bir dostuna rastlar. Dostu biraz dalgın konuşur onunla. Evine dönünce, adam kendini öldürür. Sonra gizli dertlerden, bilinmeyen acılardan söz edilir. Hayır. İlle de bir neden gerekirse, dostu kendisiyle dalgın konuştuğu için öldürmüştür adam kendini.
Kahramanlarımın "Büroda geçirdiğim saatler olmasaydı, halim ne olurdu?" ya da "Karım öldü, ama bereket versin ki, tamamlanacak bir sürü evrak var yarına." diye konuşacakları romanlar yazmak gelir hep içimden.