"Sessiz Yığınların Gölgesinde" başlıklı bu yapıt temelde: Kitle, haber ve terörizm üstünde yoğunlaşmaktadır. Çünkü yazara göre bu üç terim arasında vazgeçilmez ilişkiler vardır.
"...Terör'ün ahlakı yoktur çünkü bizim alışık olduğumuz yasak ve şiddet oyununa bir son vermiştir. Şantajın bir ahlakı yoktur çünkü değiş tokuş olayına bir son vermiştir. Rehine'nin ahlakı yoktur. Çünkü temsil ettiği hiçbir şey yoktur (bu aynı zamanda ahlaksızlığın tanımıdır)...Rehine imgesi olmayan salt bir nesnedir. O ölmeden ortadan kalkmış biridir..."
"Terörizmin bu teşhirci yanı, bu ahlaksızlığı... onun medyalarla olan yakınlığını açıklamaktadır - medyalar haberin ahlaksızlık aşamasıdır. Medyalar olmasaydı terörizm olmazdı denilmektedir."
"Terörizm kendi başına politik bir eylem niteliğine sahip otamaz. Terörizm medyaların rehinesidir aynen medyaların onun rehinesi olması gibi. Bu zincirleme şantajın sonu yoktur - herkes herkesin rehinesidir, bu durum bizim "toplumsal" dediğimiz ilişkinin sonudur. Zaten bütün bunların ardında yatan ve tüm bu zincirleme şantajın kaynağında olan bir terim vardır: Kitleler. Onlar olmadan ne medya ne de terörizm olabilir."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitle bir hayvan sürüsü kadar suskundur. Kitleyi sürekli olarak sondajlarla tartmak boşuna uğraşmaktır (öte yandan sürekli olarak katılması istenen haber olgusu aracılığıyla kendisine laboratuvar deneylerinde hayvanlara yapılan işkenceye benzeyen bir tür işkence yapılmaktadır.) Çünkü doğrunun solda mı, yoksa sağda mı olduğunu söylemediği gibi devrimle, baskı arasında hangisini yeğlediğini de söylememektedir. Onun için doğru ve akıl yoktur. Kendisine yapılan yakıştırmalar umurunda bile değildir. Kitlede bilinç ve bilinçaltı yoktur.
Kitle insanı bezdiren bir suskunluktur.
İnsanlar intiharı Tanrısal iradenin çiğnenmesi olarak görürler, ama intiharın varlığı kendi başına tanrının çözümlenemez iradesine karşı açık bir protestodur. İnsanlar toplum hakkındaki kendi fikirlerimizi açıklamamıza ya da uygulamaya koymamıza izin vermeden, topluma karşı görevlerimiz hakkında konuşurlar bizimle ve sonuç olarak acıya yenilmek yerine onun üstesinden gelmeyi binlerce kez daha büyük bir meziyet olarak yüceltirler. Öyle bir meziyettir ki bu, neden olduğu manzara kadar üzücüdür. Kısacası, onlar intiharı korkaklığın bir eylemi, yasaya, [topluma] ve insan onuruna karşı bir suç olarak görürler. Tüm bu lanetlemelere karşın insanlar kendilerini niçin öldürüyorlar? Çünkü çöküntü içindeki insanın damarlarındaki kcın beyhude laflar üretmek için zamanları olan soğukkanlı canlılarda olduğu gibi akmaz. İnsan insana bir sır gibi görünür; insan yalnızca suçlanabilir, bilinemez. Tüm Avrupa'ya hükmeden akıldışı kurumların nasıl ulusların kanını ve yaşamını tükettiğini, uygarlaşmış adaletin tehlikeli kararlarını onaylatmak için hapishaneler, cezalandırmalar ve ölüm araçları tarafından etrafının nasıl sıkıca sarıldığını gördüğümüzde; her anlamda sefalete terkedilmiş sınıfların sayısal büyüklüğünü ve acımasız aşağılamalarla hırpalanan, önlem olsun diye ya da belki de onları sefilliklerinden kurtarmak için toplum dışına itilmiş
insanları gördüğümüzde, tüm bunlara tanık olduğumuzda, çoğunlukla geleneklerimizi, önyargılarımızı, kanunlarımızı ve ahlakımızı ayaklar altına alan bir varoluşa saygı duyması için neyin bize, bu insanlara emretme hakkını verdiğini anlayamayız. Cezaları azaltarak ve intihar edenleri lanetleyerek intiharı önlemenin mümkün olduğu düşünüldü. Durumunu savunmak için artık hayatta olmayan insanları bu şekilde karalamanın ahlaksızlığı hakkında ne
İntihar ÜzerineKarl Marx · Yeni Hayat Kütüphanesi · 2006422 okunma