Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa. Zülfü Livaneli
1000Kitap
Aşk
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin, Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin. Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür; Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Comte de Lautréamont fikir olarak benzediğin ender kisilerden
Malkoçoğlu filmi çekiminde kaza sonrası yataklara düştüğü zaman gelen seks filmleri teklifini reddetmesi.. Sağın solu solun sağı kıyasıya öldürdüğü seksenli yıllarda, eli silahlı kişilerin, ideolojisini sergileyeceğı filmde Cüneyt Arkın'ı oynatmak istemeleri, tehdit etmeleri, eve hediye paketi içinde kurşun göndermeleri, Cüneyt Arkın'ın ailesini yurtdışına göndermesi, kendisinin sık sık yer değiştirerek hayatını devam ettirmesi... Bir kabule bakıyordu her şey aslında. Örnek alınası ender aktörlerden birisidir Cüneyt Arkın.
Mükemmel Bir Neşe ve Umut Kaynağı
IMDB'den 8.6 puan alan 1946 yapımı olan It's a Wonderful Life (Şahane Hayat) filmi, benim için IMDB puanı her ne kadar pek bir şey ifade etmiyor olsa da, aldığı puanla IMDB'ye göre dünyanın en iyi 21. filmi oluyor. Yönetmen Frank Capra'nın sinema tarihine armağan ettiği bu başyapıtı izlerken içimde çok büyük bir beklenti yoktu. Her gün en az bir film izlemeye çalışan biri olarak bu filmi, o zaman izlediğim dizi olan Friends'te isminin geçtiğini işitmiştim; isim de bir yerden kulağıma tanıdık gelince seyretmeye koyuldum. Film, çevresi tarafından hatırı sayılan, saygıdeğer ve çok sevilen birisi olan George Bailey Tanrı'nın en büyük mucizesinden vazgeçmek üzereyken açılış yapıyor. Bu sırada kendisinin akıbetini kimse bilmediğinden küçük kasabasındaki neredeyse herkes onun için Tanrı'ya dua etmeye başlıyor. Tanrı bu kadar duaya yanıtsız kalamıyor ve en büyük mucizesinden vazgeçmesini önlemek için bir meleği görevlendiriyor. Daha sonra bu meleğe George Bailey'yi tanıması için onun hayatından önemli kesitleri izletiyor. Buradan sonrasını anlatmayacağım. Ben kendime "duygusal" birisi demem; sanırım çevrem de bunu tasdik eder. Fakat bu filmi izlerken tam iki kez ağladım ben. Duygusal birisi olmadığımdan film izlerken pek ender ağlarım. Dahası bu ağlayışlarımdan birisi mutluluktan olmuştu. Bunun bir daha herhangi bir filmi izlerken tekrar edecek bir durum olmadığına eminim. Ben bu incelemeyi Frank Capra'nın bu naçiz başyapıtı ülkemizde pek bilinmediğinden herkese önermek adına kaleme alıyorum. Ama en çok da hayatını önemsiz, değersiz, yaşamaya o kadar da değer bulmayan insanlara öneririm. Bu değerlendirmemi filmi izledikten önce de sonra da bir mübalağa olarak görebilirsiniz ama; bu film hayatın kutsiyetini, paha biçilemezliğini size hayatınızda karşınıza çıkacak birçok şeyden
Film
“İnsan, zaman geçince, yetişmenin ne kadar zor olduğunu, bir şeyleri elde etmenin, bir şeyleri anlamanın, bir şeyleri kendinde biriktirmenin, farklılaştırmanın, sezmenin, hatta başkalarının yaptığını anlamanın, hatta başkalarının yaptığından, olandan bitenden, tabiattan, hayattan hayrete düşmenin ne kadar zor olduğunu, bunun ender anlarda karşısına çıkan bir şey olduğunu ister istemez görüyor.” Şule Gürbüz