Zehra defteri bitirdiği zaman ortalık ağarmaya başlamıştı.
Titreye titreye yerinden kalktı, mumu eline alarak cenazenin yattığı odaya girdi. İhtiyar komşu kadın başında baş örtüsü, elinde mushafla köşede uyuyakalmıştı.
Mürşit Efendi'yi ince bir şilteye yatırmışlar, üstüne bir eski asker battaniyesi örtmüşlerdi. Battaniye kısa olduğu için ölünün yırtık çoraplı ayakları dışarda kalmıştı; Zehra artık kendini zaptedemedi:
- Baba... Benim zavallı babam, diye feryat etti.
Yüzüstü yere kapandı, gözlerinden sel gibi yaşlar akarak bir ibadet istiğrakı* içinde babasının ayaklarını öptü:
- Baba... Zavallı babam... Affet beni...