Avrupa'nın en büyük göllerinden birinin kıyısında; bir yanımızda tatlı suyun maviliği, diğer yanda Alp Dağları'nın gölgelediği ağaçlarda yeşilin farklı tonları, günübirlik yolculuğumuza zenginlik katıyor...
Yedikıta Dergisi - Sayı 214 (Haziran 2026)
Mahalle Hafızası
Hacı kapıları, dinî bir sembol olmakla birlikte halk estetiğinin, mahalle hafızasının ve şehir terbiyesinin bir parçasıdır. Üstelik bu süslemeler, çoğu zaman profesyonel ressam ve nakkaşların değil, mahalle ustalarının elinden çıkardı. Kendi imkânları, kendi zevkleri, kendi renk dünyalarıyla yaptıkları işlerdi bunlar. Belki akademik ölçülere göre "naif" sayılabilirlerdi ama tam da bu yüzden samimiydiler. Çünkü her çizgide bu samimiyet ve incelik hissedilirdi.
Hicaz Demiryolu'nun (1900-1908) devreye girmesiyle birlikte bu büyük yolculuk elbette büsbütün değişti. Aylar süren, türlü tehlikelerle örülü sefer, biraz daha düzenli ve biraz daha emniyetli bir hâl aldı. Şam'dan Medine-i Münevvere'ye uzanan demir raylar, yalnızca yolculuğu kısaltmadı; haccı daha ulaşılabilir kıldı. Yiyecek, içecek, eşya ve insan... Hepsi artık daha muntazam taşınabiliyordu.
B ir zamanlar hac, muazzam bir ibadet olmasının yanında, neredeyse ömrün içinden koparılıp alınmış uzun bir seferdi. Bugün birkaç valiz, birkaç resmî işlem ve saatlerle ölçülen kolay bir yolculuk gibi görünse de eskiden öyle değildi. Hacca gitmek, insanın evinden çıkarken ardına bir ihtimal de bırakması demekti: ya dönebilir ya da yolcuğuluğun şartları nedeniyle dönemeyebilirdi.
Yedikıta Dergisi - Sayı 214 (Haziran 2026)