Enes

Kıymadan Olur da Balıktan Olmaz mı?
Kullanılan ana malzeme açısından bakıldığında köfte, yalnızca etten yapılmazdı. Balık, tavuk, bulgur, bakliyat ve sebzeyle hazırlanan çeşitli köfte türleri de vardır. Bu malzemelerle yapılan farklı boyut ve şekillerdeki köftelerin bazıları sade hazırlanırken, bazıları içine harç konulup kapatılarak; ardından yumurtaya bulanıp kızartılır, fırınlanır ya da haşlanır. Mehmed Reşad tarafından kaleme alınan Fenn-i Tabâhat (1921-1923) adlı yemek kitabında palamut, yayın ve levrek gibi balıkların hepsinden köfte yapılabileceği belirtilir. Balıklar haşlandıktan sonra kılçıklarından ayrılır. Torik veya palamut ise yalnızca beyaz etleri kullanılarak hazırlanır.
Reklam
SARAY DOKUMA ATÖLYESİ DÂRÜ'T-TIRÂZ
"Tırâz" kelimesi, Arapçada "nakış, süsleme, işlemeli kumaş" gibi manaları ihtiva eder. Ayrıca taş, maden, mozaik, cam yahut ağaç üzerine işlenen şerit biçimindeki kitabeler için de "yazı şeridi" anlamında kullanılmaktadır. "Dârü't-Tırâz" ise kelime olarak "nakış evi” veya "dokuma atölyesi” anlamına gelir. Orta Çağ İslâm devletlerinde hükümdarlar için hazırlanan hususî kıyafetler, saray mensuplarına verilen saygınlık elbiseleri ve diplomatik hediyeler, çoğu zaman bu Dârü't-Tırâz'da üretilmiştir. Yedikıta Dergisi - Sayı 214 (Haziran 2026)
HATAYA ÂNINDA MÜDAHALE VE HAKKI GECİKTİRMEDEN TESLİM Hatalı ve münker sayılabilecek bir durum gördüğünde hemen müdahale eder, yanlışın düzeltilmesi hususunda hızlı davranırdı. Çünkü Faruk-ı Azam Hazretleri bilirdi ki: "Geç tecelli eden adalet, adalet değildir." Bir yanlışa ânında müdahale edilmezse, yanlış büyür, devamlı hâle gelir; kişiyi, topluma zararlı bir şahıs hâline getirirken, toplumun huzurunu da menfi yönde etkiler. Vaktinde yapılan ikaz ise hatayı sınırlandırır, telafisini kolaylaştırır ve hem yapan kişiyi hem de ahaliyi, aynı hatayı işlemekten korurdu. İşte bundan dolayı Hz. Ömer (r.a.), gördüğü hatayı ânında düzeltirdi. Hakkın tecellisi hususunda asla ertelemesi yoktu.
Bu lakabın kendisine ne zaman ve kim tarafından verildiği hususunda kaynaklarda görüş birliği olmamakla birlikte birtakım bilgiler mevcuttur. Bir rivayete göre bu lakabı veren kişi, bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'dir. Rivayete göre Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allahü Teâlâ, hakkı bâtıldan Ömer ile ayırdığı için ona 'Faruk' denmiştir." Başka bir rivayette ise Hazret-i Aişe (r.anha) annemize, Hz. Ömer'e (r.a.) "Faruk" lakabının kim tarafından verildiği sual edildiğinde şöyle cevap vermiştir: "Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem." Bazıları ise bu lakabın ilk olarak Ehl-i Kitab tarafından telaffuz edildiğini belirtmiştir. Bu lakabın verilmesine sebep olan hadiselerle ilgili olarak kaynaklarda iki rivayetten bahsedilmektedir:
Reklam