Yusuf Aktaşçı

Yusuf Aktaşçı
@enesnail
19 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı
Gerçekler...
9/10
·224 syf.··
2025 88. kitabı
Spoiler içerebilir. Şimdiki Çocuklar Harika benim için sadece “çocukların eğlenceli mektupları” diye geçilecek bir kitap olmadı. Okurken sık sık gülümsedim ama o gülüşün altında hep bir dürtme, bir
Şimdiki Çocuklar HarikaAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 201920,6bin okunma
Zebercet fark edilmek istiyordu...
6/10
·128 syf.··
2025 90. kitabı
Spoiler içerebilir. Bir yıl arayla iki kez okudum, ilkinde niye kendime zulmedip okuyorum bunu dedim ve sonunu getirmek istemedim. Daha sonra bir şans daha verip en baştan tekrar okudum. Anayurt Oteli benim için kolay sınıflandırılacak bir roman olmadı. Okurken yer yer tiksindim, ama sabredip bitirdikten sonra zihnimde dönüp duran o karanlık atmosferi de inkâr edemiyorum. Yusuf Atılgan’ın “tehlikeli şeyler yazıyorum” sözünün tam karşılığı. Zebercet başta sıradan bir otel katibi gibi görünse de, otelin katları ilerledikçe onun zihninin katmanlarına dönüşüyor. Tekdüze yaşamı, fark edilme arzusu ve bastırılmış duyguları “gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın”ın gelişiyle sarsılıyor. Bu kadının bıraktığı küçük iz bile Zebercet’in içindeki boşluğu daha görünür kılıyor. Romandaki rahatsız edici cinsellik, bence Zebercet’i “sapık bir karakter”e indirgemek için değil; sevgisizlikle, köksüzlükle büyümüş bir insanın çarpılmış bilinçaltını göstermek için var. Otelin adının “Anayurt” olması ama içerdeki her şeyin yurtsuzluk kokması da güçlü bir ironi. Atılgan’ın sade dili, büyük olaylardan çok küçük ayrıntılarla vuruyor: bıyığını kestirip fark edilmek istemesi, para üstü meselesine takılması, sessiz bir “ben de varım” çığlığı gibi. Finaldeki intihar ise bir kaçış değil; yıllardır biriken değersizlik duygusunun kaçınılmaz çöküşü. Kısacası Anayurt Oteli herkesin seveceği bir roman değil; ama yalnızlık ve insan ruhunun karanlık tarafıyla yüzleşmek isteyenler için güçlü ve unutulmaz bir metin.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202336,9bin okunma
Huzur...
7/10
·160 syf.··
2025 91. kitabı
Huzursuzluk, beni hem insanlık hem de inanç düzleminde rahatsız eden bir roman oldu. İyi ki okudum ama bazı yerlerde içime sinmeyen noktalar da vardı. Hikâye, gazeteci İbrahim’in çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberini almasıyla başlıyor. Mardin’e dönünce Hüseyin’in Ezidi bir kadın olan Meleknaz’a duyduğu büyük sevdayı, IŞİD’in Ezidilere yaptığı zulmü ve savaşın en ağır yüzünü öğreniyoruz. Meleknaz, Zilan ve küçük Nergis’in yaşadıkları… bazı cümlelerde gerçekten nefesim kesildi. Özellikle "Harese" hikayesi ve “Ben bir insandım, abla…” sözü zihnime çakıldı kaldı. Livaneli’nin dili yine sade ve akıcı. Hikâye çok çabuk içine çekiyor. Ancak İslam diniyle ilgili bazı ifadeler beni huzursuz etti. Batıl inanışların İslam’ın bir parçasıymış gibi sunulmasını doğru bulmadım. İşid İslamı temsil eden bir yapı değildi. Kukla örgütler üzerinden din algısı yapmak ya bilinçli bir seçimdir ya kendini bir kesime şirin göstermektir ya da mazur görün ama cahilliktir. Bir yandan seven bir yandan döven bir yaklaşıma ek olarak ne şiş yansın ne kebap yaklaşımı var gibi de geldi. Bir de İbrahim’in Meleknaz’a olan ilgisi, bunca travmanın ortasında bana çok yerinde gelmedi. Buna rağmen kitap, adının hakkını veriyor: Huzursuz ediyor, düşündürüyor, vicdanı dürtüyor. Bitirdiğimde kendime şu soruyu sordum: “Bu acıların neresindeyim? Seyirci mi, tanık mı?” Kısa, sarsıcı ve mutlaka üzerine düşündüren bir roman.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,5bin okunma
Yağmurun Altında İncelemesi
10/10
·275 syf.··
2025 89. kitabı
“Yağmurun Altında”, beni içine çeken romanlardan biri oldu. Bir çocuğun yağmurun altında tanık olduğu sarsıcı bir olayı yıllar boyu içinde taşıması… O atmosferin ağırlığı, o küçücük bedenin
Yağmurun AltındaNejla Ateş Hanay · 44 Yayınları · 20242 okunma
Pamuk Çuvalı Üzerine
10/10
·126 syf.··
2025 79. kitabı
Bazı kitaplar sessizce gelir, gürültü yapmadan insanın içine yerleşir. Pamuk Çuvalı da tam olarak öyle bir kitap. Ne iddialı ne gösterişli. Ama her satırıyla okuru kendine ayna tutmaya çağırıyor. Yazarın kalemi içten ve derin. Cümleler duyguları fark ettirmeye yazılmış gibi. İnsan ruhunun katmanlarını kazarken ne ağırlaşıyor ne de çok şiirselleşiyor; aksine, okuru şefkatli bir sesle sanki bir yürüyüşe çıkarmış gibi. Bir psikolog kadar gözlemci, bir şair kadar duygulu, bir dost kadar içten bir dil… Kitap boyunca karşımıza çıkan karakterler düşüyor, kırılıyor, bazen susuyor ama asla umudunu kaybetmiyor. Yazar onları yargılamıyor; yalnızca anlamaya çalışıyor. Okurken sık sık kendime şu cümleyi hatırlattım: “Her durumda değerlisin. Düşebilirsin, kalkabilirsin ve tekrar düşebilirsin.” Bir başka sayfada ise şöyle diyordu: “Ağacı yerinden etmeyen insanlar yetiştirmeliyiz" Bu ifadeyle Filistin halkının yaşadıklarını öyle güzel ifade ediyor ki. Sade ve vurucu. Pamuk Çuvalı sadece öykülerden oluşan bir kitap değil; kendini anlamaya, affetmeye, hatıralarla barışmaya ve insan olmanın tüm hâllerini kabullenmeye dair bir iç yolculuk. Okuduktan sonra diliniz susup içinizdeki ses “ben de böyle hissediyorum” diyor. Sessiz ama yankısı uzun süren bir kitap.
Pamuk ÇuvalıNurdan Turhan · 44 Yayınları · 20257 okunma