Köşe
5. Beni yeraltı sularına karşı iyi savun Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek Senin bahtsız ve mesut Eyyub’un Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme Su akıyor birikiyor kan lekeleri Kurtulsam diyorum bir eser buna engel Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun İstanbul kalmıyor Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar Ben bölünmez bir şairsem Sen bölünmez bir anne Bir çeşme Sezai Karakoç
Şiir
Sanki hala yaşıyormuş gibi...
Ben o zamanlar gökte bile onu görüyordum halüsinasyon seviyesine gelmişti nerdeyse sürekli alkolden dolayı, sanki hala yaşıyormuş gibi yeni anılar biriktiriyordum, böyle olsa bunu yapardı bunu derdi gibi düşünüyordum sürekli hayal aleminde yaşıyordum sonra yavaş yavaş yüz hatları kayboldu zihnimden fotoğraflar yeterli olmuyor bir insanın yüzünü hatırlamak için sonra sesini hiç hatırlayamaz oldum zamanla azaldı her şey ve kayboldu sadece varlığına dair düşünceler kaldı geriye, önceden olan ve şuan olmayan bir varlık gerçekliğini kaybetti sanki hiç var olmamış gibiydi, zihnime unutmamak için engel olamadım sanırım gerçek olan şeylerin hep olacağına inanıyoruz artık olmadığı içinde gerçek değilmiş gibi geliyor, bu düşünceye ulaşınca dünyada gerçek olan hiçbir şey kalmıyor, o değilde başka birini de seviyor olabilirdim farklı bir ailemde olabilirdi tıpkı başkası gibi yani kişilerin bir önemi kalmıyor. Önemi olan şeyi hislerim olduğunu fark ediyorum gerçeklerin sadece hisler olduğunu kişilerin değişken olduğunu, mesela anneni mi özlüyorsun yoksa anne sahibi olma hissini mi? Başka birisi de annen olabilirdi bu kurma düzende tek gerçekliğin içimizde yaşadığımız sadece zihnimizden geçen düşüncelerden ziyade hem duygularımızı hem de zihnimizi esir alan o hisler olduğunu düşünüyorum. İçerisinde duygu veya zihnin birinin eksikliği olan düşünce hiç kalıcı olmuyor ve hisse dönüşmüyor. Bu düşüncenin sonunda etraftakilerin oluşturduğu değil kendi içimdeki dünyaya erişiyorum orada sadece bana ait olan dünyayı buluyorum her şeyin anlamsızlığını aynı zamanda benim de bir her şey parçası olduğumu kabul ediyorum. Bu şekilde hem kendi hiç oluşuma hem her şey oluşuma şaşırıyorum. Sonra esiri olduğum o hisse geri dönüyorum onu ben var ettim ve yaşadım acısıyla iyisiyle kötüsüyle kalbime
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Zihnim her zaman engel oluyor 😂
“Kadın ve erkek farklılıklarına rağmen eşittirler”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan Kadın ve erkeğin beyin yapısı, ruhsal ve psikolojik yönden birbirlerinden pek çok farklı yönü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ancak iki cinsten birinin diğerinden üstün değil, iki cinsin bir elmanın yarısı gibi bir birini tamamladıklarını söyledi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son dönemlerde yoğun bir şekilde süregiden kadın-erkek eşitliği konusundaki tartışmalara açıklık getirdi. Tarhan, “Kadın Psikolojisi” isimli kitabında iki cinsi biyolojik ve psikolojik yönleriyle tahlil eden Tarhan, önemli ayrıntılara dikkat çekiyor. Son 10-15 yıldır nörolojik bilimlerdeki devrim ve genetik bilimlerdeki olağanüstü gelişmelerin kadın erkek farklılıklarını yeniden ele almayı zorunlu hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu değerlendirmelerde bulunuyor. Kadına biçilen roller yeniden değerlendirilmeli “Birinci önermemiz, kadının biyolojisini göz önüne almadan onun için en uygun olanın tanımlanamayacağı gerçeğidir” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İkincisi, kültürel ve geleneksel aktarımların kadına biçtiği rollerin, günün verilerine göre yeniden tanımlanması gerektiği gerçeği. Üçüncü önermemiz, modernizmin getirdiği sosyokültürel değerlere rağmen ruh sağlığımızdaki olumsuz gidişatın kadın psikolojisi üzerindeki sonuçlarını gözden geçirmek gerekliliği. Dördüncü ise, kadına ikinci sınıf olmayı öneren erkek egemen kültüre karşı, kadın erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin yanlışı yanlışla düzeltmeye çalıştığının kanıtlanması” dedi. “Ortalama erkek, ortalama kadından daha üstündür” düşüncesinin Aristoteles’in tezi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aynı tez materyalizmin teorisyenlerinden Nietzsche tarafından da savunuldu. “Peki, günümüze gelindiğinde bu durumun alternatifi nedir?
Rodio
Asıl engel tabularımız.
Türk Dış Politikasının Sınırları
Sürdürülebilir Muğlaklığın Jeopolitiği: 2026 ABD-İran Krizi ve Ankara NATO Zirvesi Ekseninde Türk Dış Politikasının Sınırları Bu makale, 2026 yılının ilk yarısında küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan şok dalgalarını, makroekonomik bilanço yanılsamaları ve "transaksiyonel jeopolitik" kuramı çerçevesinde incelemektedir. 28 Şubat 2026’da patlak veren ABD-İran savaşı, ardından gelen 7-8 Nisan 2026 ateşkesi ve 19 Haziran 2026’da imzalanması planlanan Cenevre Mutabakat Muhtırası (MOU), küresel jandarmalık rolünün sınırlarını netleştirmiştir. Çalışma, iktisadi sefalet içindeki bir aktörün (İran) asimetrik zafer kazanabileceğini, dünyanın en borçlu süper gücünün (ABD) ise borcu bir kaldıraç olarak kullanabileceğini tarihsel analojilerle (Osmanlı İmparatorluğu ve 16. yüzyıl İspanyası) ortaya koymaktadır. Bu küresel kırılma zemininde, 7-8 Temmuz 2026 Ankara NATO Zirvesi arifesinde Türkiye’nin "vazgeçilmez müttefik" statüsünden "kaçınılmaz ortak" konumuna geçişi ve "ipte yürüyen cambaz" metaforu üzerinden taktiksel deha ile stratejik atalet arasındaki denge tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Transaksiyonel NATO, Stratejik Muğlaklık, 2026 Ankara Zirvesi, Kaçınılmaz Ortak, Yapıcı Muğlaklık. 1. Giriş ve Kuramsal Çerçeve: Bilanço Yanılsaması ve Gücün Yeniden Tanımlanması Uluslararası ilişkiler literatüründe liberal ve neorealist kuramlar, bir aktörün jeopolitik kapasitesini çoğunlukla makroekonomik rasyonalite, bütçe dengeleri ve "kusursuz bilançolar" üzerinden okuma eğilimindedir. Oysa 2026 yılının ilk yarısında küresel sistemde yaşanan asimetrik kırılmalar, bu doğrusal korelasyonun teorik bir kör nokta barındırdığını kanıtlamıştır. 21. yüzyıl jeopolitiğinde güç; kusursuz verilere sahip olmakla değil, mevcut yapısal zayıflıkları (kronik enflasyon, vekil güç yıkımı veya devasa
Siyaset