Ama her sınıf savaşımı siyasal bir savaşımdır.
Proleterlerin (işçilerin) zincirlerinden başka yitirecekleri bir şey yoktur. Oysa kazanacakları koskoca bir dünya vardır.
Bir de, özel mülkiyet ortadan kaldırılırsa, tüm işler durur, hepimizin üstüne bir tembellik çöker diye itiraz da bulunuluyor. Öyle olsaydı, burjuva toplumu sırf aylaklık yüzünden çoktan silinip gitmiş olurdu; çünkü bu toplumun çalışan üyeleri hiçbir şey elde edemezken, her şeyi elde edebilen üyeleri hiç çalışmamaktadırlar. Bu itiraz tümüyle, "sermaye diye bir şey olmayınca ücretli emek diye ye bir şey de olamaz" genellemesinin bir tekrarından başka bir şey değildir.
Bu toplumda çalışanlar kazanmazken kazananlar çalışmamaktadırlar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Proletaryanın neden devlete gereksinim duyduğu ile, sosyalist aşamanın neden zorunlu olduğu arasında kopmaz bir bağ vardır.
.
.
Henüz iktidarın alınması halinde, alaşağı edilen burjuvazinin direnme gücü yok olmaz. Tersine eski olanaklanı, bilgisi ile iktidardan düşmenin verdiği kini birleştirerek tüm gücüyle saldırıya geçer. Burjuvazi bu saldırısında uluslararası burjuvazinin desteğini de muazzam olanaklarla birlikte alır. Eğer birileri bize, bu aşamada proletaryanın devlete ihtiyacı olmadığını söylüyorsa, bunlar ya bilinçsiz kimselerdir, ya da proleter dostu gözüken burjuva ajanlardır. Proletarya bu noktada iktidarı, bu gücü kullanmakta bir an bile tereddüt edemez. Bu tereddütün sonucu gen dönülemez bir yoldur.
.
.
Engels, Bebel'e 28 Mart 1875 tarihli mektubunda "özgür halk devleti" kavramını eleştirirken şunları söylüyor: "Proletarya bir devlet gereksinimi duydukça, bunu hiç de özgürlük için değil, ama düşmanlarını bastırmak için duyacaktır. Ve özgürlükten söz etmek olanaklı bir duruma geldiği gün de, devlet, devlet olmaktan çıkar."
İnsanların yaşam koşullarının, toplumsal ilişkilerinin, toplumsal varoluşlarının değişmesi ile birlikte tasavvurlarının, görüşlerinin, kavramlarının, tek kelimeyle bilinçlerinin de değiştiğini kavramak için derin bir idrake gerek var mı?
Burjuvazi egemenliğini kurduğu her yerde feodal, ataerkil, kırsal tüm ilişkileri yok etti. İnsan ile doğal lideri arasındaki girift feodal bağları acımasızca koparıp attı ve insan ile insan arasında salt çıkardan, duygusuz “peşin para”dan başka bir bağ bırakmadı. Dini vecdin, şövalyevari coşkunun, dar kafalılığın melankolisinin kutsal ürpertilerini bencil bir hesapçılığın buz gibi sularında boğdu. İnsan onurunu değişim değerine çevirdi ve hakkıyla kazanılıp da yazılı olarak güvence altına alınmış sayısız özgürlüğün yerine o tek özgürlüğü, vicdansız ticaret özgürlüğünü koydu. Ezcümle dini ve siyasi illüzyonlarla perdelenen sömürünün yerine pervasız, arsız, dolaysız, vahşi sömürüyü koydu.
“Bir bireyin bir başkası tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun bir başka ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kalkar.
Ulus içinde sınıflar arasındaki karşıtlık sona erdiğinde, ulusların birbirine karşı düşmanca konumu da sona erer.”