Eğer tartışmadaki görüşlerden yalnızca biri sunulursa, izleyici kendisinden ne düşünmesinin beklendiğini anlar. Ama görüşün iki yönünü de anlaması gereklidir. Tartışma izleyicinin bakış açısını değiştirmeli, ya da en azından tartışmaya tanıklık etmedem önceki duygu ve düşüncelerini bir kez daha gözden geçirmesini sağlamalıdır. Evlerine gittiklerinde yeni bir anlayış kazanmış olmalıdırlar.
Tartışma yalnızca fikirlerle ilgili değildir. Eğer her şey fikirlerden ibaret olsaydı, iki makale okuyarak ya da birilerinin bize iki makale okumasıyla da aynı işi kotarabilirdik. Ancak iki katılımcının alışverişini tecrübe etmemiz gerekir.
Sen benim şimdiye kadar tanıdığım adamların en kötüsüsün. Sen benim şimdiye kadar kıymet verdiğim şeylerden hiçbirini anlamayan adamsın. Keşke iki gözüm kör olsaydı da senin iğrenç biçimini görmeseydim; keşke seni görmemek için beni dünyaya getiren karna, bir bıçak saplasalardı; keşke seninle arkadaş olmadan evvel, büyük bir zelzele, ya seni, ya beni yerin dibine geçirseydi... Ben sana şimdi ne söyleyebilirim ki, hicab edilen şeyi inkar eden sen, biraz utansan. Bana, sana söylenebilecek iğrenç bir kelime söyle ki, seni iğrendirebilsin. Şu anda Türkçe lugatın yüzbinlerce kelimesi arasında en müthişini, en fecisini arıyorum. Bu intihab işinde bana yardım etmen için seni çapırdım. Beraber bir kelime bulalım ki, senin şenaatini ifadede eşsiz olsun ve bunu senin isminin yerine takalım; söyle!
Lami de bu sözleri söylerken, başını kaldırmış, Canan'ın gözlerine bakıyordu. Kapakların, kirpiklerin, bebeklerin ve bu gözlerin altındaki hisli, oynak, titrek çizgilerin en küçük hareketlerini görmek, ruhun en çok toplandığı bu manalı uzuvlarda zevcesinin bütün gizli fikirlerini yakalamak istiyordu.
Ölümü pek yakın hissediyordu. Yaşayamayacak, eğer Canan'dan pek inandıran bir cevap almazsa yaşamayacak, onusz hayat yok. Can o, Canan o. Bir işaretle ona canını vermeye kendini her vakit hazır bulmuş, onun aşkı, Lami'nin bütün iradesini yutmuştu. Canan, kanında dolaşan küreyveler gibi, asab gibi vücudunu sarılmış, içine işlemişti, ayrılamazdı. Sanki onunla ikiz ruhta idi. Canan'ın ruhuyla, onun ruhu, adeta hilkatin bir kıvamda yarattığı müsavi hüviyetlerdi ki birbirlerine karışık, birbirlerinin içinde "gayr-ı kaabil-i tefrik" idiler.
O vakitki gibi, yine böyle sessiz, hareketsiz duran kokulu çam ağaçları sanki her şeyi biliyor, fakat susuyorlar, şimdi genç kadının etrafına merhametli bir sükutla diziliyorlar. Onların bu sükutu geveze bir adamın hikayelerinden fazla geçen günleri hatırlatıyor. Annesiyle birkaç kere birlikte kopardıkları, demet yaptıkları şu yabani otlara bile küçük küçük hatıralar takılmıştı. Çyle hatıralar ki, ruhta uyandıkları zaman, insana yaşamakta olduğu saatleri unutturur, gözlerinin önündeki manzaraları siler, kulağına gelen sesleri uzaklaştırır ve bunların yerine eski günlerin manzaralarını, eski günlerin seslerini getirirler.