Engin Ertuğrul

Engin Ertuğrul
@enginnuwanda
Kendini unutmaya çalışan Dinleyip reaksiyon veren Gözlemci
İnşaat Mühendisi
İstanbul Teknik Üniversitesi
İstanbul
Ankara
16 okur puanı
Kasım 2022 tarihinde katıldı
Lami'nin Canan'ın odasını ziyareti
Karyolaya yaklaşarak, beyaz ajur işlemeli, pembe atlas yorganı kaldırdı, eğilerek yatağı kokladı. Her insanın kendine mahsus bir kokusu olduğuna inanır, birçok yerleri, yolları insanları kokularıyla hatırlar; sokakta yanından geçen kadınların yüzlerine bakarken vücudlarından fırlayan kokuyu teneffüs etmek, hele yattığı yatağın mesamelerine dolmuş bir kadın kokusunu teneffüs etmek onu kendinden geçirir. Canan'ın yatağında da o koku, vücudunun rüzgarını dolduran o koku, ruhunun kokusu var. Yorganı açar açmaz, bir sepet gülden yükselen rayiha gibi, bu koku Lami'nin üstüne yürüdü ve iştahlı bir teneffüsle şişen göğsüne doldu. Bu yatağın yumuşak ve yaylı şiltesine taze vücudunu gömmüş Canan'ın türlü iştihalar ve rüyalarla kıvranışını, şilteyi iterek buruşturan çıplak ayaklarının bükülüşlerini ve çırpınışlarını thayyül etti. Başı dönüyor!
Sayfa 79 - Ötüken
Peyami Safa
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Günah işlemek
Bu fırsatı sana bahşettiğinden dolayı Allah'a şükret. Günah işlemek vesilesi, nadiren elimize geçer, en faziletkar adamların bile, hayatta bekledikleri şey bu fırsattır. Bana günahsız bir zevk gösteremezsin. Manevilerini bir tarafa at. Saadet ve günah, aynı mahiyetin iki türlü ismidir. Kendini iyice yokla, günahsız geçirdiğin günlere yanarsın. İhtiyarlığın en büyük aczi, artık bir günah işlemeye takati kalmamasıdır. Zevk, tabiatın seciyesidir. Zekanın yaratıcı bir kuvvet olmaktan çıkması, vücudun arzularına muhalefet etmesinden ileri geliyor. İstediğin her şeyi yap ve yapabileceğin şeyi iste, hiç bir kaideye kulak asma. Yaşamın sırrı budur!
Sayfa 41 - Ötüken
Peyami Safa
Nefret
Zamanın her genci gibi, Lami de bu nefreti şöyle tahlil ediyor: İlk aylarda zevcenin ruhu kapalıdır; insan onun şahsında kendi kadın mefküresini tasarlar; onu bir yandan bu gizli hüviyetinin mübalağalı görünüşüyle, varlığının bu meçhul hayaletiyle sever; bir taraftan da en kuvvetli tecessüsünü onun karanlık ruhuna, hergün, azar azar sevkederek, orada örtülü kalan binlerce huyu, itiyadı, meyelanı, vaktiyle müşahededen kaçan binlerce küçük mizacı keşfeder. Git gide, kadının hüviyetinde gizli hiç bir şey kalmaz. Artık zevce esir. Zevc, bir kere bu marifet vasıl oldu mu, bitti. Güzelliğin bütün sırrı, sır olmasındadır; en bayağı, en çirkin şey, bizden gizlendikçe gözümüze güzel görünür, en güzel sandığımız şeylerin tahlili de onların bayağılığını ve çirkinliğini bize gösterir. İzdivaç da, aşk da, eşimizi tanımadığımız vakitler caziptirler, ondan sonra, feci: KAdının eskiyişi, artık yeni bir heyecan yaratmaya iktidarsızlığı, aynı yalıda geçen uzun seneler, ihtiyadların derin uykusu içinde ruhun uyuşukluğu, arzuların ve ihtirasların istikamet değiştirmek istemeleri Lami'yi kanıksatıyor. Artık dostlar eğlendirmiyorlar. Artık zevcesiyle yaptığı seyranlar, mehtapta sandal gezintileri, müsamerelere gitmek, düz hayatı başkalaştırmak için muhitte aranan bütün oyalanma çareleri tesirsiz. Artık her şey sıfır, artık muhabbet yok, artık yeknesak ve uzun günlerin boğucu tevalisi içinde ahmakça haşır ve neşir olmaya boyun eğmeli.
Sayfa 34 - Ötüken
Peyami Safa
Bedia
Üsküdar iskelesinde vapuru dolduran birçok tazelerin, kucaklarında çocukla gelen birçok emzikli annelerin yüzlerine dikkatle bakarak saadetlerinine imrendi. Keşke şimdiye kadar bir çocuğu olsaydı... Bir çocuk ne büyük teselli! Bir çocuk onu bu felaketinde ne iyi avutabilir, bir çocuk, belki babasını da aileye daha iyi bağlar, biyle düzensizliklere engel olur, hiç bir geçimsizliğe meydan bırakmazdı. Hakikaten ne iyi şey, ne saadet, bir .ocuk anası olmak.
Sayfa 14 - Ötüken
Peyami Safa
TRİGORİN
Derler ya hani, tam can alıcı noktama dokundunuz... Heyecanlanmaya, biraz da kızmaya başladım. Fakat, konuşalım haydi. O çok güzel, aydınlık bulduğunuz hayatımdan bahsedelim. Fakat, bilmem ki nereden başlamalı? Bakın, insanın gece gündüz aklından çıkmayan bir takım saplantıları vardır. Söz gelimi, aya takmıştır kafasını. İşte benim de kendime göre böyle bir ay var kafamda. Bir düşünce yakamı bırakmaz hiç. Yazmam gerek, yazmam gerek, yazmam gerek diye tekrarlayıp dururum. Bir hikaye ya da romanı mı bitirdim, nedense hemen bir başkasını, sonra bir üçüncüsünü, onun arkasından da bir dördüncüsünü yazmak zorundayımdır... Konaklama yerlerinde dinlenmeksizin at değiştiren bir yolcu gibi durmaksızın yazarım, başka türlü davranmak da elimde değildir. Bunda güzel ya da aydınlık olan ne var, sorarım size? Of, ne saçma bir hayat bu! Alın işte, sizinle birlikte olmaktan haz duyuyorum şu anda, ama bitmemiş bir hikaye ya da romanın beni beklediği dğşğncesş de bir an bile çıkmıyor aklımdan. Gökyüzüne bakıp da kuyruklu piyanoya benzeyen şu bulutun süzülüp gittiğini mi gördüm; hemen, bir hikayemin bir yerine gökyüzünden kuyruklu piyanoya benzeyen bir bulutun süzülüp gittiğini koymalı mıyım diye düşünürüm. Vanilya .i.eği kokuyor değil mi: Hemen mim koyarım: "Ağdalı bir koku, çiçeği dul kadın giysisi renginde, bir yaz akşamı tasvirinde kullanılacak..." Sizin ağzınızdan ve kendi ağzımdan çıkan her sözcüğü kaptığım gibi, edebiyat dağarıma tıkıştırırım, bakarsın işe yarar! Bir çalışmayı bitirdiğimde dinlenebilmek, havasından çıkmak için, tiyatroya ya da balık tutmaya koşarım. Fakat hayır! Demir gülleye benzeyen bir şey kafamın içinde yuvarlanmaya başlamıştır bile. Yeni bir konu masaya sürükler beni ve dinlenme fırsatı bulamadan bir kez daha yazmaya koyulurum.Bu böylece sürüp gider...
Sayfa 52 - Kent Yayıncılık
Martı