"-İşte gördün mü, -dedi Stepan Arkadyiç, -sen katışıksız, saf bir insansın. Bu, senin hem üstün bir niteliğin, hem de kusurun. Sen katışıksız bir karaktersin ve bütün hayatın da katışıksız şeylerden oluşmasını istiyorsun, ama öyle olmuyor. Bak işte memuriyeti küçümsüyorsun, çünkü sen işin her zaman amaca uygun olmasını istiyorsun, ama öyle olmuyor. Sen aynı zamanda bir insanın çalışmasının her zaman bir amacı olmasını, aşkla evlilik hayatının her zaman bir olmasını istiyorsun. Ama öyle olmuyor. Hayatın bütün çeşitliliği, bütün çekiciliği bütün güzelliği gölge ve ışıktan meydana geliyor."
"Hayatın bütün bu çok zor ve yanıtsız sorularına verdiği ortak yanıtın dışında bir yanıt yoktu. Bu yanıt şuydu: Günün gerektirdiği şekilde yaşamak, yani unutmak."
Günün her saatinde, kendi başıma ve başkalarıyla birlikte tepeye tırmanııyordum, orada herkesin göreceği ateşler yakıyordum ve sevinçli bir selam yükseliyordu bana doğru. İşte böylece, hiç değilse, yaşamdan ve kendi yetkinliğimden zevk duyuyordum.
Gerçekten de cennet bu değil miydi, aziz bayım: Doğrudan kavrayarak yaşamak? Benim yaşamım böyle oldu işte. Hiçbir zaman yaşamayı öğrenme gereksinimi duymadım.