''Bana da anlatıldı masum ve yakıcı bir masal gibi Anadolu'nun hatta İstanbul'un o vakti o hali
Gözümde hala bir sızı gibi isli lambalar, basma perdeler, kalkan tozlar ve tren yolları
Suskun ve urbasına zimmetli o insanlar ve onların ince gölgeleri
Ağır ve seyrek geçen bir otomobile çevrilen başlar öğleleri
İpekli, dantel, türlü tentene, çorap, mendil bir vaat ve hayal bazen
Ya da ''bekleme benden'' demenin niceleri
Kabul ediş ve beklemeyiş ne top ne topaç, belki iki metre kumaşmış ömrün neşvesi...''