Emniyet abidesinde Atatürk'ün bir vecizesi vardır, bilirsiniz: Türk, öğün, çalış, güven!
Düşündünüz mü hiç bu ne demektir? Atatürk ne söylemek istiyor? Ben, bunda yeni Türk cemiyetinin hayat istikametini bulurum.
Atatürk, bizi taklidi ilimden kurtarmak, tecrübi ilime kavuşturmak istiyordu. "Öğün" budur.
"Çalış" bir ölçüdür. Çalışmayanlar cemiyetimiz için makbul değildir. Kadın, minder veya kül kedisi gibi kalamaz. Cemiyet içinde hakiki yerini işgal etmeli, vazifesini yapmalıdır. "Çalış" budur!
"Güven" bizlere bu muhit-i coğrafi içinde milliyetçilik hududu çizer. O, yaşadığımız bu muhiti coğrafya içinde, kendimize mahsus, kendi geleneğimize uygun, tecrübi ilme dayanan, bir medeniyet kurabiliriz ve bunun yüküne de katlanabiliriz, diyordu. Bu hakikate inanmamızı, "güven"memizi istiyordu.
Nesnelerden aldığımız görüntüleri yargılamak için doğruyu eğriden ayırt edecek bir aracımız olması gerek; bu aracı doğrulamak için bir ispatlama yapmamız gerek; ispatlamayı doğrulamak için bir araç; alın size bir kısır döngü.
Çok kez düşünmüşümdür: Acaba niçin savaşlarda kendi ölümümüz de, başkalarının ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az korkutucu gelir? Öyle olmasaydı ordu hekimlerle, ağlayıp sızlayanlarla dolardı. Acaba niçin ölüm her yerde aynı olduğu halde köylüler ve fakir insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlanırlar? Ben öyle sanıyorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylarıyla, asık suratlarla ölüme verdiğimiz korkunç haldir...