"Boş çuval ayakta durmaz. Son nefes verilmedikçe umut var demektir." Paul Nizan
1000Kitap
''TRT1’de Bab’aziz var. Bir filmden ötesi tavsiye Yönetmen çok basit ve sade bir yol hikâyesinden evrenin ve dünyanın anlamını damıtmış aslında. Film 2006 yılında İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilmişti. Gösterim sırasında, filmi hakkında bir de konuşma yapan yönetmen şunları söylemişti: ‘’Bu film bir sorudan çıktı aslında: Babanız, yanınızda yere düşse ve yüzü çamurlansa ne yaparsınız? Ben olamasam bile benim babam tam bir Müslüman’dı ve şu sıralar onun yüzüne (dinine) çamur çalınıyor durmadan. Ben bu filmle babamın yüzünü silmeye, temizlemeye çalıştım. İslam’ın batı tarafından sunulan yüzünü değil, bilinmeyen, es geçilen ve unutturulan yüzünü göstermeye çalıştım.’’ Ne muazzam bir duruş, ne görkemli bir mantık ne saygı duyulacak bir yaklaşımdır bu! Nitekim öyle de oluyor... Bab’Aziz filmi ilk karesinden finale kadar her zerresinde İslâm’ın, imanın ve erdemin güzelliklerini görsel bir tokat gibi yüzümüze yüzümüze indiriyor. Filmi izlerken sersemleşmemek elde değil. Besmele ile açılan film âyet-i kerimelerin muhteşem tilaveti ile bizi büyülü bir çöl atmosferine götürürken epigraf ile zihnimize ilk çiviyi çakıyor: ‘’Dünyadaki ruhlar kadar Allah’a giden yol vardır!’’ Gazali ve İmam-ı Rabbani’den yola çıkılarak yazılan ilk diyaloglar öncesinde gecenin karanlığında çölde bir siluet belirir; bir çoban siluetidir bu. Ve bir kız topraktan diri diri çıkar. Kız çocuklarını toprağa diri diri gömen cahiliyeye yapılan bu göndermeden sonra secde halinde kum altında kalan bilge dede de çıkınca karşılıklı konuşmalarla filmi o muhteşem atmosferine gireriz. Kız der; ‘’Dedeciğim tek başımıza bu çölde yolumuzu nasıl bulacağız, ya kaybolursak?’’ Bilge dede son derece rahat cevap verir; ‘’İnancı olan kişi asla kaybolmaz küçük meleğim!’’ Kum metaforundan her kahramandaki bir zaaf
Film
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Az evvelki iletimde "dibâce" değil, yani ön söz değil, "epigraf" yazmalıydım; çünkü sonuçtur ayrılık o durumda.. :)
Güray Süngü'nün Sayıklar Bir Dilde'ki öykülerinden birinin başındaki epigraf, Ahmet Murat 'ın "Kalbin Kararı" şiirinden... Muazzamdır. Ahmet Murat muasır edebiyatın en nitelikli şair, yazar ve fikir adamlarından biri. Beslendiği alanın hakkını veren bir isim. Şiir şu; "önce sola, sonra sağa, yine sola bakan akıldır, kalp uzatmaz. akıl iki kere ikiyi iyice bilir kalp ikiyi inkar edecektir insan uykudadır, ölünce uyanır, günün adamıdır ve karşılanır. can uyanır ve karar anıdır kalp için; Allah sürprizdir, rabbül alemin. kalbin kararını akıl tartar bu şuna benzer: akıl esnaftır şuna da., akıl yaralanır kalp yaralanmaz çünkü yaradır." Ahmet Murat Kalbin Kararı
Aşkın ve ölümün yüzü aynı
"Aşkın ve ölümün yüzü aynı" diye düşündü. Epigraf diye ekledi Yaşar'a söylediklerinin başına. Ne zaman aşkın dokunuşunu hissetse yüreğinde, ölümün sancısı da değiyordu göğsüne. "Evet, evet; aşk ve ölüm ikiz kardeş gibiler. Aşkı unutan buraya razı oluyor. Buraya razı olan ölümü unutuyor. Ölümü unutan da yaşadığını unutuyor." Öldüğüm Gün
"Ölmeyi unutanlar yaşadıklarını unutuyorlar -dahası yaşatıldıklarını." Cümleyi sağa yasladı. İtalik yapıp eğdi karakterleri. Bir epigraf gibi seyretti cümleyi. Ö𝚕𝚖𝚎𝚢𝚒 𝚞𝚗𝚞𝚝𝚊𝚗𝚕𝚊𝚛 𝚢𝚊ş𝚊𝚍ı𝚔𝚕𝚊𝚛ı𝚗ı 𝚞𝚗𝚞𝚝𝚞𝚢𝚘𝚛𝚕𝚊𝚛 -𝚍𝚊𝚑𝚊𝚜ı 𝚢𝚊ş𝚊𝚝ı𝚕𝚍ı𝚔𝚕𝚊𝚛ı𝚗ı. Öldüğüm Gün