"Genç-Kız, otantikliğe deli gibi düşkündür çünkü o bir yalandır. Erkek Genç-Kız paradoksaldır: 'bulaşma yoluyla yabancılaşma' ürünüdür. Dişi Genç-Kız, belirli bir erkek hayal gücünün somutlaşması gibi görünür ama bu yabancılaşma hayali değildir; somuttur. Genç-Kız özgürleşir, çiçeklenir ve çoğalır – eski efendiyi tiranlaştıran özgür köle gibi. Sonunda ironik bir epilog izliyoruz: 'Erkek cinsiyeti' kendi yabancılaşmış arzularının kurbanı ve nesnesidir. Genç-Kız hiçbir şey yaratmaz; her şeyden önce kendini pazarlamaktan başka bir şey yapmaz. Genç-Kız'ın dili zayıftır ama konuşmak için değil, hoşnut etmek ve tekrarlamak için yapılmıştır. Gevezelik, merak, belirsizlik, dedikodu – Genç-Kız, Heidegger'in uyumsuz varoluş kategorilerini somutlaştırır. Genç-Kız yalandır, zirvesi yüzüdür. Spectacle 'kadın erkeğin geleceğidir' dediğinde, doğal olarak Genç-Kız'dan bahseder ve öngördüğü gelecek, en kötü sibernetik köleliktir. Genç-Kız, tüm büyük olanı poposunun seviyesine indirir. Genç-Kız, tarihten nefret eder. Genç-Kız, tarih istemez. Genç-Kız, binlerce önemsizlik arasından seçim yapma özgürlüğünü özgürlük olarak kavrar."
Mihail Bulgakov -Türbin Günlükleri
"для кого-то пролог, для кого-то эпилог" "Kimi için bir prolog, kimi için bir epilog."
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Genç Werther'in Istıraplarına Epilog
Hissetmek ve düşünmek suretiyle insan kendinin dışına yönelir, hayatın tümünü kuşatmak ve yaşamak ister; ancak çok geçmeden bunun asla gerçekleştirilmeyeceğini fark eder.
Admin'in sükûtuna dâir kitap yazsam; ibn-i Haldun'un Mukaddime'si hacminde ön söz, Âkif'in külliyâtı adedince içerik, Risâle-i Nur sayısı kadar epilog çıkar ortaya.. :)
Kayıp Sevginin İzinde
Bir insanın yüreğine dokunmak, ruhunda fırtınalar estirmek için kelimeler kâfi gelmez belki. Lakin bu satırlar, senin vicdanına bir ayna tutacak. Çünkü sevginin kıymetini bilmeyenler, ancak kaybettiklerinde anlar karanlıkta kalan yollarını. Aşkın İnşa Ettiği Kumdan Kaleler ve Med-Cezir Bir deniz kabuğunun içinde saklı kum taneleri misaliydi hislerimiz. Sen her gelgitle biraz daha uzaklaştın sahillerimden. "Dost başa, düşman ayağa bakar" derler; sen ise gözlerini İstanbul'un neon ışıklarına dikmiş, yüreğimin üzerine basarak geçtin bu yoldan. Medresende okuduğun her satır, Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım" sözlerini unutturmuş sana. Oysa ben, Yunus Emre'nin "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım" çağrısıyla yaklaştım kapına. Kırık Aynalarda Yansıyan Hakikatler "Gülü seven dikenine katlanır" der atalar. Ben dikenlerini seve seve kucakladım. Sen ise gülün kokusunu, dünyalık vazolarda saklamak istedin. Bingöl'ün karı nasıl beyazsa, niyetim de öyle duruydu. Lakin sen, Nâzım'ın "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür" mısralarını unutup, Orhan Veli'nin "İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı" diyen ruhunu kâğıt paralara değiştin. Odandaki basit eşyalarla mutlu olabileceğimizi bilmen gerekirdi. "Az veren candan, çok veren maldan" sözünün hikmetini anlamamışsın belli ki. Yitik Hazinenin Haritası Şu satırları yazarken, Sâmiha Ayverdi'nin "İnsan ve Şeytan" eserindeki gibi, içimdeki meleklerle şeytanlar savaşıyor. Melekler diyor ki: "Affet, yol ver." Şeytan ise fısıldıyor: "Göster kaybettiklerinin kıymetini." Senin için yazdığım şiirler, Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sındaki Raif Efendi'nin sessiz çığlıklarına dönüştü. "Balık baştan kokar" misali, ilişkimizin çürümesi senin maddiyata olan tutkunla başladı. Kaybolan İnancın Mateminde Edip Cansever'in
Duygu ve Düşünce
9) Akvaryumda Caz
Cemal Bâli Akal Burası Tanzanya mı Karanfil? Diego Tatian Boris Vian Adolf Hitler Joseph Goebbels Auschwitz Kütüphanecisi * ''Caz heyecan verici bir müzik olmasının yanında, dünyevi bir müziktir; dünyanın bütün ülkelerinde aynı çıkarsız coşkuları, aynı tutkuyu doğurmuştur.. Avanak eleştirmenlerin, vahşilerin müziği diye adlandırdığı şey, bütün dünyada, ulusal özellikleri ve inançları aşan , boşalma ve sevincin müthiş darbesiyle önyargıları kovalayan ve uygar müzik sıfatını belki de tek başına hakeden benzersiz müziğe dönüşmüştür.'' (Boris Vian, Derriere la zizique, LGF, Paris, s. 57) (Sayfa: 93) * ''Amis'e göre, Amerikan uygarlığının karakteristik bir ürünü olan ve popüler bir kültüre bağlı kaldığı halde, popüler bir ifade aracı sayılmayan caza tutkun Avrupalı'nın tavrında açık bir radikalizm gözlemlenmekteydi. Bir İngiliz gazetecinin dediği gibi, İngiltere'de, siyasi açıdan solda olmayan caz-sever bir aydına rastlamak mümkün değildi. Herhalde, cazı ''yozlaşmış sanatın paradigması sayan'' Hitler ve Goebbels'in bu müziğe olan düşmanlıkları da (*) söz konusu radikalizmi doğrulayan unsurlardan biriydi.'' * (*) Diego Tatian ''Cernauti, Amsterdam, Pau'' adlı tebliğinde şunları söylemiştir: ''Janowska Kampı'nda bir SS subayı Yahudi kemancılara, mezar kazarlarken, yürüyüşlerde, iş*kenceler ve ku*rşuna dizilmeler sırasında bir tango çalmalarını emretmişti. Sözkonusu tango, Plegaria'nın bir tür na*zileştirilmiş versiyonuydu. Plegaria, otuzlu yılların sonlarına doğru Avrupa'da orkestrası büyük ün kazanan Arjantinli Eduardo Bianco'nun bestesiydi -ve bu orkestra, tangoyu ''yozlaşmış sanat''ın paradigması saydıkları caza tercih eden Hitler ve Goebbels'in önünde çalmaya da gelmişti. Plegaria aynı biçimde Maidanek ve Auschwitz kamplarında da kullanılmıştı. Giderek, ''ö*lüm tangosu'' deyimi, bir grup Yahudi ö*ldürülmek üzere götürülürken
Felsefe