Bu kitap o kadar uzun zamandır okuma listemdeydi ki nihayet kavuşmamıza aşırı mutluyum. İlk sayfadan itibaren Mina Urgan jargonu diye bir şeyin olduğunu keşfetmek, tanıdık kadın hikayeleriyle hiç ortak noktasının olmadığını görmek ve bu güçlü kadının anlatımı yüzümde bir gülümseme bıraktı.
Anılarında gezinirken bir anda eski Bodrum sokaklarında bulabiliyorsunuz kendinizi sonra sizi alıp mavi bir tura çıkarabiliyor. Anadolu’nun doğusuna oradan Avrupa’ya Amerika’ya…
Ve tüm bu seyahetlerde eski Türkiye’yi, dünyayı, yaşanan o değişimi, büyük mücadeleyi bir kadının adımlarında yaşıyorsunuz. Ama satırlarda daima güçlü, özgür, okuyan, kendi fikirleriyle yaşamış aydın bir kadın görüyorsunuz. Ülkemizin en büyük değerleriyle dost olduğunu birçok anı biriktirdiğini görmek onu daha da kıymetli yaptı gözümde. Atatürk, Sabahattin Eyüboğlu, Abidin Dino, Neyzen Tevfik ve daha birçokları… Gençliklerini ülküleri için bir mücadeleyle geçirenlerin ihtiyarlığında sırtındaki bilgelikle küçük sevinçlerini çabasız paylaşma arzusu içimi umutla doldurdu.
Bir “dinazorun” anıları nasıl bu kadar taze nasıl bu kadar canlı kalabiliyor diye sordum sayfalar ardı sıra geçip giderken. Müthiş bir sürükleyicilik var. Çok satan bir kitap yazmanın şokuyla bayağı bir şey mi yaptım ben diye soran Mina Urgan’a bayağılıktan çok uzak bir eser kaleme aldığını söyleyebiliriz.
Sevgili Mina Urgan bir İngiliz Edebiyatı profesörü, yazar, filolog, çevirmen…
Onun için tüm bu unvanların dışında özüyle kıymet görmesi gereken biri olduğunu söyleyebiliriz.