Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan daha yüksek bir muameleye layık olamaz.
Yabancı bir devletin koruma ve kollayıcılığını kabul etmek, insanlıktan yoksunluğu, güçsüzlük ve uyuşukluğu kabul etmekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, başlarına isteyerek bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Oysa, Türk'ün onuru, gururu ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!..
O halde, ya bağımsızlık ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır.
Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranılacağını kabul edelim! Ne olacaktı? Tutsaklık!
Peki efendim, diğer kararlara boyun eğildiğinde sonuç bunun aynısı olmayacak mıydı?
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bir ailenin ve bu ailenin atasının, kurulmasına ön ayak olduğu köyün yüz yıllık hikayesi. Ailenin her bir bireyinin katıksız yalnızlığı romana adını vermiş. Ve bu ailenin hikayesi çerçevesinde köyün bir kasabaya dönüşümünü, insanlarını, bir ülkenin iç savaş yıllarını, yüz yıllık bir kehanetin ilmek ilmek dokunuşunu okuyorsunuz.
Yazarın yer yer soğuk gerçekçi cümleleri, yer yer masalsı ifadeleri hoş bir tat bırakıyor. Romanın kahramanlarının duygularını ve dünya ile bağlarını, dünyaya ve hayata etkilerini harika cümlelerle vermiş. Anlatımdaki yer yer zaman sıçramaları, okuyucuyu her daim zinde ve ilgili tutmayı başarıyor.
Bir çok okuyucunun olumsuz yorumları etkisinde, önyargı ile başladığımı, ilk 50-100 sayfada benzer bir şekilde ilerlemekte zorlandığımda fark ettim. Fakat kitap ilk 50-100 sayfadan sonra aldı götürdü. Aldığı Nobel ödülünü ne kadar hak ettiğini ayan beyan ortaya koydu.
Okuyacak olan arkadaşlara ön yargısız başlamalarını salık verir, iyi okumalar dilerim.