Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Gorgias’ta Platon, retorik, siyaset, adalet ve erdem kavramlarını Sokrates ile dönemin ünlü hatipleri arasında geçen tartışmalar üzerinden ele alıyor. Diyalog boyunca asıl soru, insanın güçlü görünmek için mi yoksa gerçekten doğru ve adil olmak için mi yaşaması gerektiğidir. Güç, ikna ve ahlak arasındaki ilişkiyi sorgulayan eser, günümüzde de geçerliliğini koruyan önemli felsefi meseleleri gündeme taşıyor. Kitabın dili, diğer birçok felsefe eserine kıyasla oldukça akıcı ve canlı. Karşılıklı konuşmalar sayesinde düşünceler soyut bir anlatım yerine tartışmalar üzerinden gelişiyor; bu da metni hem düşündürücü hem de sürükleyici kılıyor. Özellikle eleştirel düşünmeye ve farklı bakış açılarını değerlendirmeye ilgi duyan okurlar için oldukça zengin bir okuma sunuyor. Aradan geçen yüzyıllara rağmen güncelliğini koruyan sorular sorması nedeniyle kesinlikle okumaya değer.
GorgiasPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,878 okunma
Tekeşliliğin Ötesi: Modern Hazcılık ve Çifte Standartlar
6/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 439. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:01
Tekeşliliğin Ötesi: Modern Hazcılığın ve Çifte Standartların Anatomisi ​Mimi Schippers'ın Beyond Monogamy ekseninde tartışılan sınır ihlalleri ve çok eşlilik kavramları, günümüz toplumunda yalnızca bir "özgürlük" illüzyonu üzerinden okunuyor. Oysa bedensel ve ruhsal sınırların fütursuzca ihlali, basit bir ahlaki sapma değil; ontolojik bir parçalanmadır. Sürekli değişen partnerlerle yaşanan her temas, psişik bir enfeksiyon, Jungiyen anlamda ötekinin gölgesini kendi ruhuna kopyalama işlemidir. Dünyevi hazların anlık doğası ve varoluşsal kar-zarar denkleminin mutlak iflası göz önüne alındığında, bu yaşam tarzı salt bir "enerji israfı" değil, kişinin kendi bütünlüğüne karşı işlediği yavaşlatılmış bir intihardır. ​Ancak toplum, bu çürümüşlüğü kendi ikiyüzlü mitleriyle örtbas etme konusunda ustadır. Türkiye toplumunun kültürel bilinçdışında erkeğin çoklu ilişkileri bir "iktidar ve fetih" göstergesi olarak kutsanırken, aynı eylem kadın için kalıcı bir lekeye dönüşür. İşin trajik kısmı, kadının da bu hastalıklı hiyerarşiye boyun eğmesidir. Erkeğin partner sayısındaki fazlalık, modern bir Mavi Sakal arketipi gibi, tekinsiz ama bir o kadar da çekici bir tahakküm unsuru olarak görülür. Mavi Sakal'ın kanlı odasına girmeye can atan kadınlar, kendi yıkımlarını bir tanrıya tapınırcasına arzularlar. Beş eşli bir erkeğin normalize edilip, birden fazla partneri olan kadının aforoz edildiği bu denklem, iki tarafın da zımni rızasıyla işleyen bir grotesk tiyatrodur. Okuyucunun böylesi metinlerle yüzleşmekten kaçınmasının temel sebebi de budur; kendi iç benliklerinde normalleştirdikleri iğrençliğin dışarıdan yüzlerine vurulmasına katlanamazlar. ​Toplumsal arenada kadına atfedilen namus yükü, maske değiştirerek erkeğe de giydirilir. Yirmili yaşlarını cinselliği bir fetih alanı
Duygu ve Düşünce
Beyond MonogamyMimi Schippers · NYU Press · 20161 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 22:30
Daha önce de okuyup beğendiğim bir yazar Kamil Erdem. Öyküleri insanı yakalıyor. Bu nedenle O Sonbahar, O Kış öykülerini de alıp okudum. Ama diğer öykülerinin tadını bulamadım..
O Sonbahar, O KışKâmil Erdem · Sel Yayıncılık · 202448 okunma
Normal dedikleri kimin normali?
10/10
·168 syf.··
2026 5. kitabı
Nihan Kaya’nın kitaplarını okurken en sevdiğim şey, çoğu insanın sorgulamadan kabul ettiği düşüncelere rahatlıkla itiraz edebilmesi. Bu yüzden İyi Toplum Yoktur’u okurken de sık sık durup düşündüm, bazen rahatsız oldum, bazen de uzun zamandır doğru kabul ettiğim bazı şeyleri yeniden sorguladım. Ben önce İyi Aile Yoktur’u, sonra İyi Toplum Yoktur’u okudum. Aslında sıralamayı ters yapmışım. Buna rağmen eksik kalan ya da anlamadığım bir şey olmadı. Yine de bugün birine önersem önce İyi Toplum Yoktur’u, ardından İyi Aile Yoktur’u okumasını söylerim. Çünkü bu kitapta anlatılan toplumsal yapı, ikinci kitapta aile üzerinden daha derinleşiyor ve birbirini güzel tamamlıyor. İyi Toplum Yoktur, adından itibaren okuyucuyu sarsan bir kitap. Çünkü toplumun “iyi” diye sunduğu pek çok şeyin gerçekten iyi olup olmadığını sorguluyor. Özellikle kadınların yaşamı üzerinden yapılan tespitler dikkat çekici. Kadına yüklenen görünmez sorumluluklar, fedakârlığın neredeyse bir zorunluluk gibi sunulması, kendi arzularını ve ihtiyaçlarını geri plana atmasının erdem olarak görülmesi kitap boyunca farklı yönleriyle ele alınıyor. Nihan Kaya’nın en güçlü yanlarından biri, çatışma yaratacağını bilse bile düşüncelerini açıkça ifade etmekten çekinmemesi. Çoğunluğun doğru kabul ettiği fikirlerin karşısına geçip “Ya öyle değilse?” diye sorabilmesi büyük bir cesaret gerektiriyor. Kitabı okurken sık sık bunu hissettim. Yazar sadece eleştirmiyor; kadınların yıllardır normalleştirilmiş baskılar altında nasıl kendilerinden uzaklaştıklarını da göstermeye çalışıyor. Kitap boyunca kadının gücünü, birey olarak varlığını ve kendi hayatı üzerindeki söz hakkını hatırlatan pek çok bölüm var. Kadın olmanın doğal bir sonucuymuş gibi sunulan bazı görevlerin aslında toplumsal bir dayatma olduğunu, kadınların
İyi Toplum YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20193,702 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2025 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2025 14:31
Hayalgücü olarak çağının çok ötesinde bir yazar, kitabı 1872 tarihinde yazmış Kitap hayali bir kasabada  geçiyor, Quiquendone,  Flaman kasabası.  Öyle bir kasaba ki insanların nabızları bile dakikada 50 ile 52 civarında atıyor. Yüzyıllardır ne bir kavga olmuş ne bir hakaret, kedilerin bile tırmalamadigi bir sakinlikte yaşanıyor. Mahkemede  bir tek dosya yok , polis boş geziyor olay yok.  Ve kasabaya Dr Ox ile yardımcısı Ygene gelir.  Hayali ütopik mutlulukta,  kendi kendilerine yettikleri için kimseye muhtaç olmayan kasaba sakinlerinin karşısında  dünyayı değiştirmek isteyen, çılgın, etik değerleri olmayan, sinsi bir bilim adamı vardır. Heyecandan yoksun, sakinlik ile uyuşukluk arasında bir hayata sahip kasaba halkı Doktor için ideal kobaylardı. İnsanların zihnini açmak, harekete geçirmek , cesaret ve erdem oluşturmak amacıyla halka saf oksijen gazı verir ve kaos başlar. Kasaba halkı alışılmadık bir coşkuya ve öfkeye kapılır. Bütün doğa kanunları ters yüz olur, bu çılgınlık salgını insanları, hayvanları hatta bitkileri bile etkiler. Sessiz sakin hatta bitkisel hayat sayılabilecek durgunluktan Flamanlarin karakterleri tamamen değişir.  Bu değişimin sonucu 900 yıl önceki bir olay için yan kasabaya savaş açmaya karar verirler. Sebep yan kasabanın ineğinin sınırı geçerek kasaba çayırlarında  otlaması. Julne Verne bilimsel etik yoksunu çılgın bilim adamı ile yönetim,  insan hayatı, savaş çığırtkanlığı  üzerine hicv dolu bir eser yazmış. Konu korkunç gibi görünsede oldukça komik ve eğlenceli bir kitap. Bugun Flandre bölgesi Belcikanin kuzeyinde, Hollanda sınırında , Hollandaca konuşan Flaman halkının yaşadığı bölgedir
Doktor Ox'un DeneyiJules Verne · İş Bankası Kültür Yayınları · 202123,7bin okunma
Yorum
Puan vermedi
Şermin Yaşar okumak, benim için her seferinde insan olmanın o unuttuğumuz, tozlu sayfalarını yeniden karıştırmak gibi. Yazarın kurduğu her cümlede kendi hayatımdan bir iz buluyor; karakterlerin acılarını, sevinçlerini ve çıkmazlarını adeta üzerime bir hırka gibi giyiniyorum. Söyleme Bilmesinler, beni en çok o "kırılma anı" ile derinden etkiledi. Yılların biriktirdiği sırların sıradan bir günde omuzlardan düşüşünü ve ne acıdır ki bu yükler yere serilirken günahların hep bir kişinin üzerine yıkılışını izliyoruz. Aslında bazen yaptığımız hataların faturasını hayata kesiyor, bazen de bu suçluluk psikolojisini başkalarına dayatıyoruz. Emin, Ethem ve Ekrem Kitaptaki üç kardeşin trajedisi, sevginin ve sevgisizliğin insanı nasıl şekillendirdiğinin en somut kanıtı. Ethem geçmişteki bir günahın bedeliyken, arkasından gelen Ekrem de payına düşen sevgisizlik sürgününe itiliyor. Nurten, sevilmeyi hiç tadamayan Ethem’e sunulmuş sessiz bir hediyeydi. Madalyonun diğer yüzündeki Emin ise, kendini kabul ettiğini sanan Çiğdem’in rüzgârında savrulurken karşısında Hülya’nın o duvar gibi suratını buluyor. Her karakter, kendi içindeki sevgisizlik boşluğunda bir diğerini hırpalıyor. Dünyadaki en büyük erdem, şüphesiz ki sevebilmektir. Sevmek başlı başına zor bir meziyettir; fakat insanın kendine sevilmediğini fısıldayabilmesi, işte o bambaşka bir cesaret ve sarsıcı bir olgunluktur. Üstelik bu sevgisizliğin ardındaki asıl nedeni öğrenip ruhunuza binen tüm ağır yüklerin farkına vardığınızda, hayatın seyri kökünden değişir. Çünkü o andan itibaren içinizde büyüyen o tekinsiz boşluk yerini, gerçeğin çıplak ve sarsılmaz farkındalığına bırakmıştır.
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma