Erdem Nakıp

Erdem Nakıp
@erdemnakip
Senin gibi aşığın birine sormuşlar: Vatanın nere? Sazını göstermiş. Bura, demiş.
Bir Ustanın Yankısı: Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Dol Karabakır Dol
Puan vermedi·484 syf.··
2026 2. kitabı
·
66 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 17:35
Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türk resim ve edebiyat dünyasına özgün eserleri ve yetiştirdiği öğrencilerle önemli katkılar sunmuş bir ustadır. Anadolu halk kültürünü eserlerine ustalıkla yansıtmıştır. Fikret Kızılok’a söz yazımı ve özgünlük konusunda yol göstermiş, Burhan Uygur’a ise akademide hocalık yapmıştır. Bunun yanı sıra birçok değerli sanatçının yetişmesinde de pay sahibidir. Dol Karabakır Dol adlı kitabı günümüzde basılmadığı için temin etmesi oldukça zordur; ancak sahaflarda bulunabilir. Kitapta, yayımlanmış ve yayımlanmamış şiirlerinin yanı sıra bazı resimleri de yer almaktadır. Eyüboğlu’nun şiirleri kendine özgü bir ritme sahiptir. Okurda umut, hüzün ve hafif bir burukluk duygusu bırakır. Sanata duyduğu derin sevgi, ürettiği eserler ve yetiştirdiği öğrencilerle Eyüboğlu, unutulmaması gereken bir sanatçıdır. Döneminde mektuplaştığı Fikret Mualla, Nazım Hikmet, Mustafa Pilevneli, Tosun Bayraktaroğlu ve Turan Erol gibi önemli isimlerle olan yazışmaları; el yazmaları ve mektup zarfları üzerine yaptığı çizimler, Casa Botter’de düzenlenen “Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu” sergisinde bir araya getirilmiştir. Sergi, 28 Ocak – 29 Mart 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilir. Eyüboğlu, kendi döneminde olduğu kadar günümüzde de sanatla ilgilenen pek çok insanı etkilemeye devam etmektedir. Dol Karabakır Dol, Eyüboğlu’nun dünyasına açılan bir kapı niteliğinde; onun sanatını ve duygusunu bugün de hissedebilmemizi sağlayan güçlü bir iz bırakıyor.
Sanat
Dol Karabakır DolBedri Rahmi Eyüboğlu · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2010918 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Dönemin Tanığı: Roll Dergisi (1998)
Puan vermedi·48 syf.··
2026 1. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 21:33
2026 yılı okumama, yaklaşık 28 sene önce basılmış bir dergiyle başladım. Her sene en azından birkaç sayı Roll dergisi okumaya çalışırım. Dergide bulunan bilgi ve röportajların birçoğunu doğrudan internet üzerinde bulmak imkânsız. Ayrıca dergi içindeki albüm ve müzik tavsiyeleri, köşelerde kalmış ve unutulmuş bazı parçaların yeniden keşfedilmesine yardımcı oluyor. Roll dergisi ne yazık ki yayın hayatına 2009 yılında son vermiştir. Yerine başka müzik dergilerinin gelmemesi üzücü. İnsanların dikkat sürelerinin azalması, günümüzün tüketim çılgınlığının her geçen gün katlanarak artması ve zevklerin solup yalnızca popüler olana ilginin artması gibi nedenler, belki de yeni bir müzik dergisi çıkarılmaması için yeterlidir. Yine de geçmiş yıllarda yayımlanmış sayılara ulaşıp onlardan bilgi edinmek insanı heyecanlandırıyor ve müziğe olan sevginize ayrı bir dinamik katıyor. İnternette bulamayacağınız, çevrenizde duyamayacağınız bilgileri size ulaştırıyor. Şubat–Mart 1998 tarihli bu özel sayıda; Nick Cave, The Beatles, John Lennon, Hardal, Bristol Sound, Erkan Oğur, Metallica, Jimmy Page, Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil, Müslüm Gürses, David Bowie, Pandora, Lou Reed, The Velvet Underground ve son olarak Nico isimlerine yer veriliyor. İçerdiği isimler ve sunduğu bilgilerle oldukça güçlü bir sayı. Bir sayfasında Jimmy Page’i okurken, diğer sayfasında Erkan Oğur’a denk geliyorsunuz. Bu sayı, yalnızca bir dönemin müzik hafızasını değil; aynı zamanda sabırla üretilmiş, özenle düşünülmüş bir yayıncılık anlayışını da hatırlatıyor. Roll dergisinin sayfalarını çevirdikçe, müziğin yalnızca tüketilen bir şey değil; üzerine durulan, okunan ve hissedilen bir dünya olduğunu bir kez daha fark ediyorsunuz.
Müzik
Roll Dergisi - Özel Sayı 2 (Şubat-Mart 1998)Roll Dergisi · Nefes Yayıncılık · 19981 okunma
Kontrbas: Müzisyen-Enstrüman İlişkisi
Puan vermedi·56 syf.··
2025 24. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2025 23:45
Müzik, insan hayatında azımsanmayacak derecede bir öneme sahiptir. Hayatımızın her yerine yayılmıştır. Tabii ne yazık ki müzik, çoğu çevrelerce sadece eğlence alanında bir başlık olarak görülmektedir. Müziğin insan duygu durumlarında ne kadar hızlı değişimler sağladığını düşündüğümüzde, bunun sadece eğlence alanında bir başlık olmadığını yavaş yavaş kavrıyoruz. İnsan, sadece gülmek ve eğlenmek için değil, zor zamanlarında acılarını doğru hissetmek için de müzik dinleyebilir. Üzerine uzun uzun düşünülüp kavranılması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Belki de müziğin varlığını ve önemini, bir gün bir anda tamamen ortadan yok olursa daha iyi anlarız. Müzisyen ile enstrümanı arasındaki ilişki, diğer birçok ilişkiden tümüyle farklı olduğu kadar hepsinden biraz da barındırır. Burada bahsetmek istediğim şey, bir müzik enstrümanını birkaç sene hobi olarak çalan kişi değil; tamamen kendini müziğin içinde hisseden ve enstrümanı ile sıkı bir bağ oluşturmuş kişidir. Durum biraz şöyledir: Müzisyenimiz enstrümanını gözünden sakınır. Çoğu zaman kendisinin aç kalmasını göze alıp enstrümanının bakımlarını yaptırır. Enstrümanı ile yolda yürürken, zarar görmesin diye yürüyeceği yolları değiştirir. Enstrümanını çalarken çevresindeki eşyaları ona zarar vermeyecek şekilde konumlandırır. Bu, enstrümanının maddi olarak yüksek bir değere sahip olmasından çok, onunla sıkı bir bağ geliştirmiş olmasından kaynaklanır. İnsanlar bazen uzun süre görüşmediği insanların sesini duymayı arzular. Müzisyen ise bu arzuyu çoğu zaman enstrümanına duyar. Ancak her aşkta olduğu gibi bu ilişkinin de harika olduğu kadar zorlu bir tarafı vardır. Enstrümanı ile çoğu zaman kavga eder. Çünkü hayatını ona adamıştır. Yoğun emek ve sabır göstermiştir. Enstrümanını çalarken vücudunda sağlık sorunları dahi ortaya
Müzik
KontrbasPatrick Süskind · Can Yayınları · 20211,078 okunma
Sisifos’un İzinde: Anlam Arayışının Çıkmazı
Puan vermedi·160 syf.··
2025 23. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2025 04:46
Sisifos efsanesi, Yunan mitolojisinde hilekâr kral Sisyphos’un tanrıları kandırmaya çalıştığı için cezalandırılmasını anlatır. Cezası, dev bir kayayı bir tepenin zirvesine kadar durmaksızın itmek, ancak kaya her zirveye yaklaştığında yeniden aşağı yuvarlanmaktadır. Sisifos, sonsuza dek tekrar eden bu döngüye mahkûmdur. Albert Camus, denemelerinden oluşan bu eserinde Sisifos’un kaderinden yola çıkarak insanın hayat karşısındaki durumunu irdeler. Camus’ye göre insana hayat verilmiştir fakat hazır bir anlam verilmemiştir. İnsan, yaşamı boyunca tekrarlayan ve çoğu zaman anlamsız görünen eylemler içinde sürüklenir. Bu anlamsızlıkla yüzleştiği anda ise Camus’nün “absürd” olarak adlandırdığı durum ortaya çıkar. Camus’nün yorumunda Kral Sisifos, cezasına ilk anda karşı çıkar; ancak zamanla bu durumun değişmeyeceğinin bilincine varır. Kayayı her defasında tekrar yukarı taşıyacağını bilmesi, onu edilgen bir kabullenişe değil, bilinçli bir duruşa götürür. Sisifos kayasına yüce bir anlam yüklemez; aksine yaptığı işin anlamsızlığının tamamen farkındadır. İşte bu farkındalık, ona bir tür özgürlük alanı açar. Kayanın yeniden aşağı yuvarlanması ilk bakışta bir yenilgi gibi görünse de, Camus’ye göre asıl önemli an Sisifos’un dağdan aşağı indiği andır. Bu iniş, bir boyun eğiş değil; bilincin ve başkaldırının anıdır. Sisifos burada acıyı, yorgunluğu ve boşluğu hisseder; fakat kendini umutla avutmaz. Umut etmek, absürdü ertelemek anlamına gelir. Sisifos’un gücü, kaçınılmaz olanı bilerek yaşamayı sürdürmesindedir. Bu döngü, insanın gündelik hayatına da benzer. Hepimiz belirli alanlarda tekrar eden, zaman zaman anlamsız görünen rutinler içinde yaşarız. Camus, bu tekrarların bir gün “anlamlı” hâle geleceğini vaat etmez. Aksine, insanın bu anlamsızlığı kabul ederek yaşamayı seçmesinin,
Felsefe-Düşünce
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 201511,3bin okunma
Lanetli Soyun Hikâyesi: Oidipus’tan Antigone’ye
Puan vermedi·56 syf.··
2025 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Ekim 2025 01:34
"Kimin yuvası bir kere tanrıların lanetiyle sarılırsa, artık felaketin sonu gelmez ve nesilden nesle yürür gider." — Sophokles / Antigone Kader kavramının varlığı ve yokluğu, diğer tüm insani inançlar kadar tartışmalıdır. Burada kitabın temasını anlatmak için bu tartışmaya girmeden devam etmek istiyorum. Bazen hayatta başımıza gelecek olan şeylerden kaçmak isteriz. Sonunda bakarız ki, aslında kaçtığımız şeyler bizi tam da olmamız gereken noktaya götüren yoldur. Kral Oidipus’un yaşamı da böyledir. Kendisine “babanı öldürecek, annenle evleneceksin” kehaneti iletilir. Oidipus, bu kaderden kaçmak ister. Ancak bu kaçış esnasında hem babasını öldürür hem de fark etmeden annesiyle evlenir. Bu noktaya kadar gözleri bu olanları görmez, çünkü onları tanımıyordur. Bir gün, kralı olduğu şehre veba salgını musallat olur. Bu salgından kurtulmak için Oidipus tanrılara danışır ve eski kral Laios’un katilini bulmadan bu vebanın son bulmayacağını öğrenir. Oidipus, Laios’un katilini aramaya başlar ve geçmişiyle yüzleşir. Kehanetten kaçarken yol kenarında öldürdüğü o tanımadığı adam aslında babası Laios’tur. Sonrasında, yine kaderinden kaçarken bir şehri zorluktan kurtardığı için halk tarafından ödüllendirilir: Kral olması ve dul kraliçe ile evlenmesi uygun görülür. Bu kadın ise annesi İokaste’dir. Böylece Oidipus’un kaçtığı kehanet, tam da kaçışı sırasında gerçekleşir. Oidipus’un evliliğinden iki erkek, iki kız çocuğu dünyaya gelir. Gerçekleri öğrendiğinde gözlerini oyar ve artık krallık yapamaz hale gelir. Oğulları taht savaşına tutuşur. Oidipus ise krallıktan ayrılıp kızı Antigone ile birlikte yollara düşer. Oidipus’un hikâyesi burada bitmez. Kör bir şekilde ülkesinden sürgüne giderken yanında yalnızca sadık kızı Antigone vardır. Oidipus Kolonos’ta adlı eserde, Oidipus artık
Tiyatro
AntigoneSophokles · Yapı Kredi Yayınları · 20256,3bin okunma