erdijrk

erdijrk
@erdijrk
The Men Who Knew Too Much twitter.com/erdijrk instagram.com/erdijrk
Sophisticated / intelligentsia
Psychedelic / underrated
Fear and Loathing in İstanbul
Half Mortal
19 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
Paul Claudel
Kitabın fizyolojsini incelemeyi düşündüm; kelime, sayfa ve kitap. kelime cümlenin sükun bulmamış bir parçasıdır, anlama giden yolun bir bölümü, fikrin geçip giden sarhoşluğu, çince kelimeyse, aksine, gözün karşısında sabit kalır... yazının esrarengiz yanı, konuşuyor olmasıdır. eski ve modern latince taşa yazılmak üzere oluşturulmuştu. ilk kitaplar mimari bire güzellik taşır. derken zihnin hareketi hızlanır, düşünce maddesinin akışı kabarır, satırlar sıkışır, yazı yuvarlaklaşır ve kısalır. çok geçmeden, kalemin minicik ucundan çıkmış olan sayfanın üstündeki o ıslak ve titrek örtüyü matbaa kapar ve klişesini alır... işte mekanik bir uzuv gibi sadeleştirilmiş, adeta stilize edilmiş insan yazısı... mısra bir yere gelip duran bir satırdır, maddi bir sınıra geldiği ve mekan darlığı çektiği için değil, kendi iç rakamı tamamlandığı ve etki gücü tükendiği için...her sayfa büyük bir bahçenin art arda gelen taraçaları gibi görünür gözümüze. göz, narçiçeği veya ateş rengi bir notanın şiddetiyle aniden cinsliksize hücum eden bir sıfatın adeta yanal saldırısı vasıtasıyla ve büyük bir zevkle kendinden geçer... büyük bir kütüphane baba fosillerle, izlerle ve fırsatlarla dolu bir kömür madeninin katmanlarını hatırlatır daima. kurutulmuş bitkiler koleksiyonu misali duyguların ve tutkuların derlendiği albüm, tüm insan toplumlarının kurutulmuş örneklerinin muhafaza edildiği kavanozdur.
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Isaac Asimov
Bir fotoğraf: büyük usta Asimov ellerini beline koymuş, göbeğini hafifçe dışarı çıkarmış, çenesine kadar inen kocaman favorileriyle, yüzünde hep o aynı tatlı, sıcak, mahzun ve iyi yürekli gülümsemeyle, çift kanatlı bir kütüphanenin önünde poz vermiş. kütüphane boydan boya kitap dolu, yüzden fazla kitap olmalı içinde. fotoğrafın altında şöyle yazıyor: ısaac, yazmış olduğu kitapların bir bölümüyle görülüyor. vay canına! sadece bir bölümü, öyle mi? bir deha: romanlar, öyküler, antolojiler, bilimsel makaleler; sayısız eser. elindeki kitapları kütüphaneye geri vermek zorunda olduğuna üzülen bir çocuktan söz ediyoruz burada. bu yüzden, kendi öykülerini yazmanın en iyi yol olduğuna karar veren ve yazmaya başladığında sadece on iki yaşında olan birinden. son soru başlıklı öyküsü en sevdiği öyküdür. şunları söyler bu öyküyle ilgili: "...insan zekâsının (ya da kendi zekâmın) sınırları nereye uzanıyor diye düşünmeye başlamıştım. oturup son soru'yu yazmaya koyuldum. topu topu dört bin yedi yüz kelimeyle insanlığın, bilgisayarların ve evrenin on trilyonluk tarihini anlattım. tek cümlede dahi tereddüt etmeden öyküyü yalnızca iki oturuşta yazıverdim. daha yazmaya başlar başlamaz bunun çok özel bir öykü olacağını anlamıştım." bir veda: alınan kanların henüz hiv virüsü testine tabi tutulmadığı seksenli yıllarda baypas ameliyatı olur. ameliyat başarılı geçer ama aynı gece asimov ateşler içinde yanmaya başlar. sebebi yıllar sonra anlaşılacaktır: verilen kandan aids kapmıştır. gelmiş geçmiş en büyük bilimkurgu yazarlarından biri, 1992'de ancak ölümün durdurabildiği gerçek bir hümanist şu sözlerle veda eder okurlarına: "daima daktilomun başında yazı yazarken başım klavyeye düşüp, burnum iki tuşun arasında girerek ölmek istemişimdir ama bu mümkün olacak gibi görünmüyor." "gelecek nasıl
Edebiyat
Miguel De Unamuno
İyi bir öyküde en önemli şey durumlar ve geçişlerdir. özellikle de bu sonuncusu. geçişler, ah! bu konuya dair, ünlü melodram yazarı d’ennery şöyle diyordu: “bir dramada (drama demek öykü demektir), önemli olan durumlardır; acıklı ve heyecan verici bir durum tasarlayın ve karakterlerin ne söylediğine fazla önem vermeyin, çünkü halk ağlarken işitmez.” işte bu, halkın ağlarken duyamaması, ne derin bir gözlem! büyük aktör antonio vico’nun suflörlüğünü yapmış biri diyordu ki, la muerte civil’in bir temsilinde, ikilem içinde ölüyormuş gibi yaptığı zaman, bayanlar gözyaşlarını saklamak için ona dürbünle bakıyorken, baylar burunlarını siliyor gibi yapıp gözlerini kurularken, büyük aktör vico, boğuk hıçkırıklar ve kesik kesik gelen acıma cümleleri arasında, suflörüne muhasebeyle ile ilgili bazı görevler veriyormuş. onun sahip olduğu güç ağlatmayı bilmek!
Edebiyat
Isaac Newton
Karanlığın, cahilliğin, büyünün hâkim olduğu bir dünyada doğmuştu. olağandışı iffetli ve takıntılı bir yaşam sürdü. ana-babadan, sevgiliden, dosttan mahrumdu. yoluna çıkan büyük insanlarla sert tartışmalara girdi. en az bir kere deliliğin kıyısına geldi. çalışmalarını gizli tuttu; tüm bunlara rağmen insanlığın elindeki bilginin ana çekirdeğine katkı yolunda yaptığı keşifler, kendisinden öncekilerin ve sonrakilerin keşiflerini aşmıştır. modern dünyanın baş mimarıydı. ışığın ve devinimin kadim felsefe bulmacalarını çözdü. yerçekimini keşfetti. gökcisimlerinin seyrinin nasıl tahmin edileceğini gösterdi; böylece evrendeki yerimizi belirlemiş oldu. bilgiyi, somut ve uygulamaya dönük bir mesele haline getirdi; onu nicel ve kesin kıldı. birtakım ilkeler ortaya koydu. bunlara newton yasaları diyoruz. newton’ın adı, bir dünya sistemine işaret eder. maddeyi ve uzayı, tanrı’dan bütünüyle koparmamıştır. doğa hakkındaki görüşünü, esrarlı, gizli, mistik niteliklerden arındırmamıştır. hep düzen aradı, düzene inandı, fakat gözlerini kaostan hiç ayırmadı.
Bilim
Mme De Stael
Anne Louise Germaine Staël-holstein (1766-1817): madame de staël adıyla tanınan isviçreli yazar. xvı. louis’nin cenevreli maliye bakanı jacques necker’in kızıdır. erken yaşlardan itibaren edebiyatla ilgilendi, on bir yaşında ilk eseri eloges’u [övgüler] yazdı, on beş yaşında montesquieu’nün kanunların ruhu üzerine’sini yorumladı. 1786’da isveç’in paris elçisi staël-holstein ile evlendi ve barones oldu. fransız devrimi öncesinde romanları en çok satan kitaplar arasındaydı, edebi eleştiri alanında da ilham verici bir isimdi. devrimin hemen öncesinde siyasi heveslere kapıldı, bu sebeple birkaç kez sürgün edildi, bazı kitapları sansürlendi. sürgün dönemlerinde seyahat etti, gezdiği ülkeler içinde almanya ve avusturya’ya özel bir ilgi gösterdi. bu seyahatlerdeki izlenimlerini ve alman kültürüne dair görüşlerini almanya üzerine isimli kitapta topladı. almanya üzerine’de alman ırkının karakteri, kentleri, gündelik hayatı, dili, edebiyatı, felsefesi gibi konuları neredeyse ansiklopedik bir titizlikle ve son derece akıcı bir dille ele alır. madame de staël’in yorum ve açıklamaları esere antropolojik, etnografik ve edebi bir inceleme mahiyeti kazandırmıştır.
Felsefe