"Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir. Kitaplar Sezar'ın kulağına 'Unutma Sezar, sen de ölümlüsün,' diyen pretoryen muhaffızlardır."
Fahrenheit 451
Anlayacaksınızdır, bu dava Anna'nın böbreğini bağışlamasıyla ilgili değil. Bir deri hücresi, bir tek kan hücresi, bir DNA zinciri bağışlamasıyla ilgili de değil. Bu kişi haline gelme sürecinin doruğundaki bir kızla ilgili.
Roman; Booklist yorumunun da dediği gibi sadece 'elinizden bırakamayacaksınız' diyebileceğiniz bir kitap değil, sadece bir gecede okuyup etkisinden kurtulabileceğiniz, kolay kolay atlatabileceğiz bir kitap da değil.
Bir aile dramı insanı hep derinden etkiler. Aile içinde dram çağırmaya yetecek de artacak kadar sevgi, bağlılık, kıskançlık ve önyargı gerektirir çünkü. Ağlamadan zaten kurtulamazsınız zaten. Ama bu roman bundan da çok daha fazlası.
Konunun muazzam olduğunu görüyorsunuz. Kurgu enfes. Hele karakterler... Kendini savunan bir genç kız, ailesi için en iyisini yaptığından fazlaca emin bir anne, bana elimde olmadan Matt Murdock'u hatırlatan, hayran kaldığım bir avukat, içinde öfke ve incinmişliği ateşle örten bir genç adam, bu ateşi söndürmekle iki şekilde de görevli olan bir baba... Ve bu kitabı tüm zamanlar favorilerime sokan tüm karakterleri, olayları, kurgusu.
Önce biraz daha ağlayacağım, sonra da filmi izleyip biraz da filmi yüzünden ağlayacağım.
İyi günler ;((
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gogol'a bayılıyorum... En sevdiğim dünya edebiyatı yazarlarından. Dostoyevski "Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık!" lafıyla haklı olsa gerek. Ah hele Burun...
Bakın şimdi. Konu şu; Bir adam bir gün uyanıyor, bir de ne görsün, burnu yok. Voldemort sendromu. Ne büyük acı. Ne d2 güzel bir absürtlük ve ne güzel bir mesaj. Bu kadar kısa bir kitapta güldürmek, anlatmak ve düşündürmek. Ee sonuçta bu kadar saçma bir şeyi bir yazar ne diye yazsın? Bir okur niye okusun? Haksız mı ama?
Ah ah... Seviliyorsun Gogol.
Yılın ilk kitabı... Her yönüyle, her şeyiyle herkesin okuması gereken, okurken beni düşünmekten, üzülmekten, ağlamaktan harap eden bir kitap bu Bin Muhteşem Güneş.
İki doğa üstü ırk var; ak cadılar ırkı ve kara cadılar ırkı. Tahmin edeceksinizdir, bu iki ırk düşman. Aralarında savaş benzeri şeyler, yüzyıllardır süren kan davaları. Ve Nathan, pek de bi' sevdiğim baş karakterimiz, yarı ak yarı kara.
Babası, Marcus, adından korkulan, katil bir Kara Cadı. Ve Nathan tıpkı babasına benziyor. Buna rağmen Ak Cadılar'la yaşıyor, onlar tarafından kontrol edilyor.
Ama bu nereye kadar sürebilir ki?
Bela, güzel bir genç fantastikti. Iy cadı, ıy melez falan diyerek ön yargı da bulunulabilir, ama emin olun okunmaya değecek ve okunurken zevk verecek bir konuya ve işleyişe sahip.
Tam tadındaki aksiyonu ve hikayedeki geçişler kitabı çok akıcı kılıyor. Ayrıca yan karakterleri de sevebiliyorsunuz.
Kitabın sonunun da yeterince güzel olduğunu düşünürsek 4 puanı hak ediyor.
Eh, ne diyelim, bekle beni Vahşi!