Gerçek her zaman bir kuyunun dibinde değildir. Aslında daha önemli bilgilere bakınca, onun hep yüzeyde olduğuna inanıyorum. Biz onu vadilerin derinliklerinde ararken, o vadilerin doruklarında durmaktadır.
Nedir insan, hep övülen bu yarı tanrı? Güçlerinden, tam da en gerekli olduğu yerde yoksun kalmıyor mu? Sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da uçsuz bucaksız sonsuzlukta kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilince geri dönmüyor mu hep?
...Not orada kaldı ve akşam gözüme ilişiverdi. Onu okuyup gülümsedim; bana niçin gülümsediğimi sordu. "İmgelem yetisi ne tanrısal bir bağıştır." dedim. "Bir an için, bu notun bana yazıldığına inandırabildim kendimi."
Yaradılışımız gereği her şeyi kendimizle ve kendimizi de her şeyle kıyasladığımız için, her türlü mutluluk ve kederi, kendi bütünselliğimizi oluşturan nesnelerde buluyoruz, işte bu durumda en tehlikeli şey yalnızlıktır. Doğası gereği yükselmeye mecbur olan, bir de edebiyatın düşsel imgeleriyle beslenen imgelem gücümüz, bizlerin en altta yer aldığı, bizim dışımızdaki her şeyin daha görkemli, bizim dışımızdaki herkesin daha kusursuz göründüğü bir varlık dizisini oluşturur.