📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
17. Yy Osmanlı Devletinin başkenti olan Konstantiniye( İstanbul’da ) geçen dönemi masalsı bir şekilde anlatmaya çalışmış güzel bir romandır. Roman daha çok masalsı bir anlatımla sürmekte, öyleki bazı yerler gerçek mi yoksa masal mı diye düşünür ve arada kalırsınız. Yazar Descartes’in düşünüyorum o halde varım sözünü temele alıp kitaba felsefik bir tat katıyor.
Kitap baştan sona bilginin en büyük ibadet olduğunu haliyle kutsallığını ve bilginin doğru kullanıldığında en büyük güç olduğunu masalsı bir şekilde bize göstermiş oluyor. Sık sık merak etmeyen öğrenmeyen kişilere de inceden inceye eleştirilerini yapıyor.
Sokratesin bilgiye dair bir sözüyle bitireyim;
- sadece bir iyi vardır, BİLGİ; ve sadece bir kötü vardır, CEHALET
Hazine odasındaki paraları yağma eden şu zavallılara bak. Eğer kitaplıktaki ciltler dolusu bilgiyi kullanabilecek durumda olsalar, talan ettikleri paranın on katını, belki de yüz katını elde edebileceklerini bilmiyorlar . Teşkilattaki altın ve gümüşten yapılma herşeyi yağmaladıktan sonra burayı ateşe vereceklerini de biliyorum. Koskoca bir beyin böylece yok olacak. Ben ise bir günahkar olarak öleceğim.
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti . Acıyı,susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere , daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve Sefa’dan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünyanın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi