Umarım dinlersiniz..
19 MAYIS VE BİR PKK YALANI: CEM ERSEVER'İN VE BEYAZ TOROSLARIN ASIL HİKAYESİ. * Oktay Yıldırım
Siyaset
Çakıcıyla bağlantıyı ilk eymür sağlamış Çatlı da ölmeden en son telefonla Veli küçükle konuşmuş Ama mehmet ağara götürülürken öldürülmüş Erseveri öldüren de yeşil MİT Emniyet JİTEM Eymür Mehmet ağar Ersever-Yeşil Çatlı Veli küçük -Serkan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şehit Binbaşı Cem Ersever
Bu iş Hezil çayında başladı orada bitirilecek, dağda başladı dağda bitirilecek.
Üçgendeki Tezgah kitabı hakkında inceleme: Öncelikle : youtube.com/shorts/1BA9XmewXBI "Çok samimi olarak şu noktaya temas etmek istiyorum; benim milliyetçiliğim, kültür milliyetçiliğidir. Milliyetçiliğimin temelinde dilde, fikirde, işte birlik vardır. Kültür milliyetçiliği esastır. Anadolu kültürüne herkes uymak zorundadır. Çünkü bu kültür beş bin yıllık Turan kültürüdür. Laz'ı, Çerkez'i, Tatar'ı, Azerîsi, Kürtü, Türkmen'i bu kültürün içindedir. Efendim, mozaikmiş. Bir bilge politikacının dediği gibi, 'Ne mozaiği ulan!' İşte mozaiğin Kürt taşı gidiyor. Hainin biri çıkıyor bu taşı oynatıyor. Biraz haysiyetli olmak lazım." (Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan kitabının arka kapağından) "Marksizm-Leninizm gibi çağdışı ve ilkel paravanların arkasındaki sözde aydın ve sözde liderlerle, İngiliz çıkarlarına kaça satıldığı belli olmayan haysiyetsiz demokrat bozuntuları.....Çağdaş LawRrence'lar toplumumuzu kamplara bölmüş durumdadır. Otonomi yanlıları bir tarafa, federasyon yanlıları bir tarafa, sözde bağımsızlıkçılar bir tarafa çekip durmaktadırlar. Sorunumuz, işte bu işportacı mahluklar ve onların azgın patronlarıdır" (Üçgendeki Tezgah kitabının arka kapağından) Ülkemiz nerdeyse 45-50 senedir pkk tarafından organize bir psikolojik ve silahlı saldırıya maruz kalıyor. Bu süreçte halkımız çok fazla kutuplaştı ve ideolojik saplantıları ile aslında tam da pkknın istediği şekilde birbirlerinin gırtlağına yapışacak hale geldi. Buradaki, "pkknın kürtleri savunduğu" veya "kürtlerin pkkyı savunduğu" yönündeki söylemler bu süreçteki en klişeleşmiş söylemler. Ancak bunun böyle olmadığı çok açık değil mi? Biri çıkıyor, "seni ve senin haklarını savunduğunu, senin yıllardır acı çektiğini" söylüyor ancak öldürdüğü, korkuttuğu, kırdığı -hem de
Araştırma-İnceleme
Balveren Karakolu’ndan köylülere, ‘Bir cesediniz var gelin alın’ deniyor. Ceset on dokuz yaşındaki Gürgün Savaş’a ait. Ailesinin anlattığına göre, Gürgün Savaş’ı Diyarbakır Cezaevi’nde tanıyan Hasan Irmaz daha sonra itirafçı oluyor. Fakat Gürgün Savaş’ın bundan haberi yok. Olaydan bir gün önce Hasan Irmaz gerilla gibi Gürgün Savaş’a gidip ‘Akşam sizin evin önünden geçeceğim, bana yemek bırakın’ diyor. Gürgün Savaş karısına, ‘Bu akşam cezaevindeki arkadaşım Hasan gerillalarla buradan geçecek, kapıya ekmek koy’ diyor. Sarı bir poşete dokuz ekmek ile bir kilo peynir konuyor. Azık çalıların yanına bırakılıyor. Gece saat 22.00’de gerilla kıyafeti giymiş bazı kişiler –ki bunların çoğu itirafçı ve korucudur–, yiyeceği bulamamış gibi Gürgün Savaş’ı çağırıyorlar. Gürgün Savaş’ı beyaz bir Renault’ya bindirip götürüyorlar. Ertesi gün Gürgün Savaş’ın işkence edilmiş cesedi bulunuyor. (Cem Ersever'in yaptıklarından )
Kanije Savunması
KANİJE SAVUNMASI Kanije Savunması, 1593-1606 Osmanlı-Avusturya Savaşı döneminde, 1601’de 73 gün boyunca Kanije Kalesini kuşatan Habsburg ordusuna karşı Osmanlıların yaptığı savunma ve karşı saldırıdır. 1600 yılında Kanije Kalesi fethedilerek beylerbeylik hâline getirildi ve idâresi, Tiryaki Hasan Paşaya verildi. Ertesi sene (1601) Avusturya Arşidükü Ferdinand, 50.000 kişilik kuvvet, 42 büyük topla Kanije önüne gelerek kaleyi kuşattı. Orduda, başta Avusturya ve Almanlar olmak üzere İtalya, İspanya, Papalıkla gönüllü Fransız ve Macar birlikleri bulunmaktaydı. Kaledeyse sâdece 5000 civârında asker ve sınırlı sayıda cephane vardı. 9 Eylül günü kaleyi bombalamaya başlayan müttefikler, günde ortalama 1500 gülle atıyorlardı. Açılan gedikler geceleri bin bir müşkülatla mümkün mertebe kapatılıyordu. Hasan Paşa, Vezir-i âzama haber göndererek yardım talep ettiyse de bir netice elde edemedi. Ancak, Paşa, bu durumu askere sezdirmedi. Düşman kaleye girebilmek için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Kuşatma süresi uzadıkça kalede yiyecek-içecek ve barut azalmıştı. Bu yüzden kaledekiler az yiyor, az içiyor ve her kurşunu dikkatle atıyorlardı. Ekim sonlarına doğru, düşman, Kanije’ye girebilmek için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Nehir üzerine köprü kurdularsa da Hasan Paşa, geceleyin bu köprüyü yaktırdı. İkinci köprülerini de çengellerle içeri çektirdiğinden, üzerindekiler nehre atlayıp boğuldular. Hasan Paşa, kale sınırlarına yaklaşan düşmana yalnız tüfek atışı yaptırıyordu. Müttefik kuvvetler, Türklerde top veya cephâne olmadığı hissine kapılmıştı. Bu sebeple kaleye toplu bir hücuma kalktıkları anda, yüz topa birden ateş emrini veren Hasan Paşa, düşmana büyük zayiat verdirdi. Aldığı esirlereyse içi kum dolu, fakat üstü un ve barutla örtülü çuvalları göstererek, düşmanın