Fakat çoğu zaman bizi benliğimizin farkına en çok vardıran da yine acı değil midir? Çocukken tüm dünyadan ayrı bir birey olduğunu anlamak, dilini yaktığında, dizini yardığında senden başka hiç kimsenin ve hiçbir şeyin canının yanmayacağını, her bireyin sızısının ve acısının tamamen kendisine ait olduğunu öğrenmek korkunç bir şeydir. Büyüdükçe ne kadar yakınımız olursa olsun hiç kimsenin bizi gerçek anlamda anlayamayacağını öğrenmekse daha da korkunçtur. Bizi en mutsuz eden bizzat kendi benliklerimizdir ve işte tam da bu yüzden benliklerimizi yitirmek için yanıp tutuşuruz, sizce de öyle değil mi?
Erkeklerdeki eşcinselliğin oluşumu, vakaların büyük çoğunluğunda şöyledir: Oğlan çocuğu, Ödipus kompleksinin bir gereği olarak normalden uzun süre ve yoğun biçimde bağımlı yaşar annesine; ama derken buluğ dönemi kapanıp annenin bir başka objeyle değiştirileceği zaman gelip çatar. İşte bu evrede oğlanda ansızın bir değişiklik baş gösterir, obje olarak annesinden el çekmeyip onunla özdeşleşme yoluna sapar, bir dönüşüm geçirerek annesinin yerini alır ve çevresinde bu kez kend ben'inin yerine geçecek, tıpkı annesinin kendisini sevdiği gibi şimdi kendisinin sevebileceği objeler aramaya koyulur. Oğlanların cinsel gelişiminde sık karşılaşılan ve sık sık doğrudan gözlemlenen bir olaydır bu, kuşkusuz organik bir itici güce ve ansızın baş gösteren değişikliğin nedenlerine ilişkin tüm varsayımlarla açıklanamayan düpedüz bağımsız nitelik taşır. Söz konusu özdeşleşmenin dikkati çeken yönü boyutlarındaki genişliktir; çünkü alabildiğine önemli bir konuda, yani cinsel karakter bakımından, şimdiye dek obje gözüyle baktığı kişiyi örnek alan oğlanın ben'inde bir değişikliğe yol açar. Bunun sonucunda oğlan, anne objesinden yüz çevirir, ancak, bu yüz çevirişin kusursuz bir nitelik mi taşıdığı, yoksa varlığını bilinç dışında sürdürecek gibi mi gerçekleştiği tartışmasını bir yana bırakalım. Kendisinden el çekilen ya da yitirilen objeyi ve bu obje eksikliğini giderme amacı güden özdeşleşme, yani objenin ben içine yansıtılışı (introjeksiyon), bizim için kuşkusuz yeni bir şey olmaktan çıkmıştır; bu gibi olayları bazen küçük çocuklarda dolaysız gözlemleyebilmekteyiz.
Sanki on belayı sırtımda taşıyordum da, bunlardan birini bile yanımdaki insan üstlenecek olsa, o tek bir bela bile onun canına mal olacakmış gibi gelirdi.