Karşımdaki hayale kollarımı uzatıyor, ellerini tekrar avuçlarıma alıp
ısıtmak istiyordum.
Onunla beraber geçen hayatımız, o dört beş aylık
zaman, bütün teferruatıyla gözlerimin önündeydi.
On seneden beri ona karşı duyduğum hiddetin, etrafıma
karşı kendimi aşılmaz bir duvar içine alışımın hakiki sebebini şimdi anlıyordum:
On sene, hiç azalmayan bir aşkla, onu sevmekte devam etmiştim.
İçime ondan başka hiçbir kimsenin girmesine müsaade etmemiştim.
Fakat şimdi onu her zamandan ziyade seviyordum.
Bir hayatı baştan aşağı dolduracak kadar zengin olan hâtıralar, böyle kısa bir zamana sıkıştırıldıkları için hakikattekinden daha canlı, daha tesirliydiler.
Bunlar bana, on seneden beri bir an bile yaşamamış olduğumu; bütün hareketlerimin, düşüncelerimin, hislerimin benden uzak, bir yabancıya aitmiş kadar benden uzak olduğunu gösteriyordu.
Asıl ben, otuz beş seneye yaklaşan ömrümde, ancak üç dört ay kadar
yaşamış, sonra, benimle alâkası olmayan manasız bir hüviyetin
derinliklerine gömülüp kalmıştım.