Eray Yıldız

Eray Yıldız
@erycn
Bazı insanlarla yüzleşmek zordur, haksız çıkarsın. Çünkü onların galip gelecekleri ikinci bir yüzleri daha vardır. (Bernard Shaw)
326 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
İtilâf Devletleri, Ateşkes Anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da, Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş, Antalya ve Konya’da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da, İtilâf Devletleri’nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış, Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı‘na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat, Hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığı‘ndaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız, Padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.
Bir şeye karar vermek başlangıçtan başka bir şey değildir. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç öngörmediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu.
O dudaklar her şeyi geri getirdi. Masallardaki sihirli öpücükler gibi beni, hiç uyanmamam gereken derin uykudan uyandırıp celladım oldular. Evet, insan her şeyi unutarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı.
Dil garip bir şeymiş gerçekten; sözcüklerin insanın anadilindeki etkisi, anlamından öte bir ağırlık taşıyormuş. Sen ‘I love you’ dediğin zaman, benim onu ‘Ya tebya lyublyu’ diye söylemem bir çeviri olmuyordu, çok daha fazla bir anlam taşıyordu. Bu söze belki de Rusya’nın tarihi, gelmiş geçmiş mutsuz aşklar, trajediler, şiirler katılıyordu. Aynı şeyleri ifade etmiyordu. Şişe sütüyle ana sütü arasındaki fark gibi bir şeydi bu Donup kalmış, ne diyeceğimi bilemeden bakıyordum. Kısa bir sessizlikten sonra açıklamaya devam etti: Önceleri senin sözlerini aktaran bir çevirmendim ama sonra o sözler benim sözlerim oldu. Hatta daha ileri gittim, çeviri de ortadan kalktı, ona aşkını anlatan kişi ben oldum. Senin söylediklerini çevirmiyor, kendi aşkımı anlatıyordum. Arada Yesenin’den, Puşkin’den ikimizin de bildiği ama senin bilemeyeceğin dizeler, deyimler kullanıyordum.