Henry gittikten sonra saatler daha zor geçmeye
başladı.
Çünkü insan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabullenebiliyor
ama kapkara bulutlar arasından iğne ucu
kadar kendini gösteren bir güneş ışını belirince bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor.
Ben de umutlanmıştım ve bu bana iyi gelmemişti.
Hep kapıya yaklaşacak adımları
bekliyordum.
Ama benim gibi insanların zayıf yanının
da her şeyi fark etmek olduğunu söylüyorum.
Fazla bilmek mutsuzluk getiriyor.
Ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara diyorum.
Peki, sizin ayrıcalığınız ne? diye soruyor.
Çok basit diyorum.
Okumak, sadece okumak.
Okuyan insan,
dünyanın aklına yaslar sırtını.
O zenginlerin
arkadaşları birkaç finansçı, üç beş holding
yöneticisi.
Üstelik içtenlikten her zaman
şüphe duyulan ilişkiler içindeler.
Oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve en yaratıcı insanları: Aristoteles, Platon, İbn Rüşd, Faulkner, Homeros, Nietzsche, İbn Haldun...
Bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin?
Zenginlik insana ait bir özellik değil diyorum. Para insanın doğal bir parçası değil;
kaybolabilir, çalınabilir, soyut bir kavram,
birtakım sıfırlar...
Zaten hayatta anlamlı olan
değerler parayla sahip olunamayanlar.
Kitap, çalışacak insan, eşya alabilirsin; ama
bunlar bilginin, dostluğun, paylaşma duygusunun yerini tutamaz.
Oysa zengin aptallar paranın çok önemli olduğunu sanıyorlar,
En temiz, en dürüst, en akıllı sizsiniz, kalan
herkes ise aptal ve cahil, öyle mi?
Gülüyorum.
İnsanların çoğunun aptal
olduğu doğrudur diyorum.
Özellikle zenginler.
Sen bu yaşta bunu fark edemiyor olabilirsin, çünkü haklı olarak varlıklı bir adamla evlenmek, çocuğunu kucağına almak, güzel bir araba ve ev istiyorsun.
Ama benim gördüklerimi görebilsen..