Bir gün yemek verdikleri tepsiyi alıp, ampulün altına gittim.
Tepsinin kararmış metalinde yüzümü görmeye çalıştım.
Görebildiğim soluk yüz, siyah sakalları göğsüne
kadar uzamış bir hayalete aitti.
İnsanın gövdesini dev bir silindirle
ezebilirler ama ruhunu daha da kolay
ezebiliyorlar.
Ezilmiştim, günden güne hayvani özüme
doğru alçalmamı sürdürüyordum.
Allah gene Ahmet Bey’den razı
olsunmuş, hiç olmazsa arada bir İngilizce
öğretiyormuş masuma.
Bütün bu anlatılanlardan çıkardığım sonuç,
mecburen çocuğu haftada bir ders için
çağırmam gerektiğiydi.
Allah’la falan ilgisi yoktu bu işin, sadece Hatice Hanım’ın hünerleriyle ilgisi vardı ama bunları da
söylemedim kıza.
Bilip de ne yapacaktı ki.