Daha birkaç gün önce çekingen bir edayla kapımı çalan bu ürkek genç kızın, hangi aşamalardan geçerek bana bağıracak kadar yakınlaştığını merak ediyordum.
İnsanların birbirini ilktanıma anındaki mesafeyi yok eden şey neydi; konuşmak mı, bir arada zaman geçirmek mi, birbirini daha iyi tanımak mı?
Siz’den sen’e geçiş gibi, ne zaman ve neden öyle olduğu anlaşılamayan bir şeydi bu.
Biz senin bugüne kadar yediğin hayvanlarız diyor.
Hepimizin etini yedin.
En
azından bir parçamızı yedin.
Şu atı da mı yedim? diyorum.
Evet diyor at burnundan soluyarak.
Hani
Rusya’da çalışırken arkadaşlarınla Kırgızistan’a bir gezi yapmıştınız; orada size
yılkı eti yedirmişlerdi, hatırlıyor musun?
Galiba hatırlıyorum diyorum.
Hatta Kırgız geleneği olarak önce kulaklarımı sana ve arkadaşına ikram etmişlerdi.
Evet diyorum.
İyice hatırladım şimdi.
Çok
sert bir kıkırdaktı, yemesi çok zordu ama
herkes yüzüme bakıyordu sofrada, ayıp olmasın diye çiğnemek zorunda kalmıştım.
At İşte onlar benim kulaklarımdı diyor gücenik bir ifadeyle.
Emin misiniz? diyorum.
Burada binlerceniz var.
Hepinizi yemiş
olamam.
Görmüş geçirmiş bir manda İnsanoğlu yer!
diyor.
Her insan ömrü boyunca iki bin, üç
bin hayvan yer.
O zaman önüme bakıyorum.
Özür dilerim,
hepinizden özür dilerim diyorum.
Doru at Ama bunun bize bir faydası yok
artık diyor.
Ne denir bilirsin:
Denizler ötesine
giden kişi yalnızca iklimi değiştirmiş olur,
aklını değil.
Senin ihtiyacın olan sürekli
gezmek değil, kaplanın sırtından inmek.
Hatırlıyorsun değil mi; hani bir adam kaplanın sırtına binmiş, bir türlü inemiyormuş.
Çünkü sırtından indiği zaman hayvanın
kendisini yiyeceğinden korkuyormuş.
Ama bir insan ömür boyu kaplanın sırtında
oturamaz ki!
Artık kaplandan inmen, herşeyle, özellikle de geçmişinle yüzleşmen gerekiyor.
Çünkü senin anlatma merakını bilirim.
Kızın başını döndürmek istiyorsun bence.
Sana hayran olmasını istiyorsun.
Hep sürprizlerle karşılaşmasını, seni, dünyada
tanıdığı herkesten daha ilginç bulmasını
falan arzu ediyorsun.
Athos Dağı’na yüzlerce yıldır bir tek kadın
ayağı basmamış.
Yasakmış kadınların o bölgeye girmesi.
Hatta keşişler dişi hayvanların
bile Athos’a giremediğini söylüyormuş.
Mesela tavuk sokmuyor, horoz besliyorlarmış
ama bu bana biraz mantıksız göründü.
Hadi büyükbaşları, evcil hayvanları anladık da
dağa gelen yaban hayvanlarını, uçan kuşları
nasıl engelleyeceklerdi?
Sahiden hiç kadın yok mu o dağda?
diye sordum.
Yok dedi
Gerçekten yok.
Öyle bir dünyada yaşamak ilginçmiş; insan
bir süre sonra kadın denen bir canlı türünün
varlığını unutuyormuş.
Sadece erkeklerden
oluşan bir insanlığı düşlemek çok zormuş
ama orada o tuhaf duygu yaşanıyormuş.
Dağdaki keşişlerle ahbap olmuş.
O çilekeş insanlar Mehmet’e
kalos anthropos, yani iyi insan diyorlarmış. Hepsiyle dostluk kurmuş.