Işıl ışıl Sylvie öldüğünden, sönüp gittiğinden beri ev oldukça karanlık, yarı gölgede yaşıyorum. Ne kadar ampül değiştirsem, ne kadar güçlülerini koysam değişmiyor, sürekli karanlık.
Akıl sağlımı zar zor koruduğum bu zamanlarda, bu kadar sert bir kitabı bünyem kaldırmadı açıkçası. Bu dönemde son ihtiyacım olan şey bu tarz bir okuma yapmak. Belki çok sonra, farklı bir ruh haliyle ve sağlam bir mideyle, kitabı tekrar elime alabilirim ama yakın bir zamanda değil kesinlikle.
Sanditon'ı dizi olarak duyup Theo James oynuyor diye izlemeye başlamıştım. Dizi gerçekten güzel ve izlemesi keyifli. Kitabın yarım kaldığını biliyordum ama bu kadar olduğunu tahmin etmemiştim. Neredeyse giriş kısmı kadar sadece. Ana karakterlerin, Sidney ve Charlotte, tanıştığı yerde kitap bitiyor. Belki de çeviri ile alakalıdır bilmiyorum ama çok kısa bir kısmını okumuş olsam da Jane Austen etkisi bırakmadı bende.Biraz hayalkırıklığı oldu benim için açıkçası.
Bilirsiniz, devrimlere önayak olan çoğu zaman gençlerdir. Çünkü şahit oldukları zulümlere karşı sessiz kalamazlar. Sonuçlarını düşünmeden harekete geçerler. Kendilerine neye mal olursa olsun... Yaşlıların ise canı baldan tatlıdır. Ayrıca haksızlıklara alıştıkları için bir yanlış gördüklerinde aynı ölçüde tepki göstermezler. Bu yüzden doğruyu yapmak söz konusu olduğunda gençlerin bir üstünlüğü vardır. Ama yaşlılar da gençlerde olmayan bir özelliğe sahiptir, tecrübeleri sayesinde yanılabileceklerini bilirler. Temkinli davranırlar, geri dönmek zorunda kalabileceklerini bildikleri için kapıları çok sert kapamazlar. Bugünkü görüşlerinin yarın değişebileceğinin farkındadırlar. İşte gerçekten erdemli olan, gençliğin ruhu, coşkusu, masumluğu ile yaşlılığın bilgeliğini birleştirebilen, gençken yaşlıların gözünden bakıp kantarın topuzunu kaçırmayan, yaşlıyken gençlerin coşkusunu paylaşabilendir.