III
Paltomu giy, üşümüşsün, dedim.
Üşüdüğümü nereden çıkardın, diye sordu.
Kıyamet günü çiçeklerinden, velhasıl.
Kıyamet günü çiçekleri, insan toprağının soğuk iklimlerinde açar. Soğuk iklimlerin buruk aşinasından tanırım onları… Rengi, rengine bezenmiştir. Sesi sesine bürünmüştür. Yüzünde kıyamet günü çiçekleri açtığında anlarım ki üşüyorsundur. Üç gerçekliğin trilojisinde kıvranıyorsundur. Bilinen, umulan, bulunan gerçeklik: İlkinde nankör, ikincisinde bencil, üçüncüsünde ise bedbahtsındır! Yine de senin döngü diyarında açan çiçeklerine kızmamalısın! Çünkü onlar seni haykırır. Düşlerin, gerçeğin tezatlığıyla olgunlaşır.
Yüzünde solgun açan bu çiçekler aslında içi hayat dolu bir bahçeye dönüştürür seni. Kızma kıyamet günü çiçeklerine. Onların tekamülü senin ellerindedir. Elbet bir gün şükür çiçeklerine, hikmet çiçeklerine, muradı ermiş vuslat çiçeklerine, nihayet çiçeklerine, iyi ki çiçeklerine dönüşmeye muktedirdir. Bil lütfen! Her kıyamet yeni bir çiçeğin goncasında yeni bir bakışın, yeni bir duruşun, yeni bir anlayışın, daha iyi idrak etme noktasında yeniden farkında oluşun başlangıcıdır. Kıyamet günü çiçekleri ipek esvabıyla yüzünde tekrar açtığında güzelliğini gölgeleyen huzursuz kıpırdanışlar yok olacaktır. Yerini kusursuz bir duruş, bu duruşta duru bir esame, bu esamede okunan yalın bir anlam zenginliği dolduracaktır.
Sen yine de üşüme, giy paltomu. Kıyamet günü çiçekleri zaten açacaktır, vesselam.