GEZGİN
İran mistisizminde, sonu yokmuş gibi görünen bir yolda yorgun argın yürüyen bir gezginin öyküsü anlatılır. Adam birçok yük taşımaktadır. Oflaya puflaya adım adım ilerlerken, kem talihinden ve yorgunluktan yakınmaktadır. Öğlenin yakıcı sıcağında yoluna bir çiftçi çıkar. Çiftçi, "Ah, yorgun gezgin, neden bu kaya parçasını taşıyorsun?" diye sorar:"
"Tamamen aptallığımdan," diye yanıtlar gezgin, "ancak daha önce bunu fark etmemiştim." Bunun üzerine elindeki iri kaya parçasını fırlatır ve hafiflediğini hisseder.
Epey yol aldıktan sonra, bir başka çiftçiyle karşılaşır. Çiftçi, "Söylesene yorgun gezgin, neden başının üstünde bu çürük balkabağını taşıyıp, bu ağır demir yükleri arkandan zincirlerle sürükleyip kendine eziyet ediyorsun?" diye sorar.
Gezgin, "Bunu bana gösterdiğin için çok memnunum. Kendime ne yaptığımın farkında değildim," diye cevap verir. Zincirleri çözer ve balkabağını yolun kenarındaki hendeğe fırlatıp atar. Tekrar kendini hafiflemiş hisseder. Ancak biraz ilerleyince, yine acı çekmeye başlar.
Tarlasından dönen bir çiftçi onu görüp şaşırır ve, "Vah zavallı adam, torbanda kum taşıyorsun, fakat ileride taşıyabileceğinden çok daha fazla kum olduğunu göreceksin," der.
"Bir de kendine büyük bir su tulumu yük etmişsin; gören de Kevir Çölü'nü geçmeyi planlıyorsun sanacak. Bu arada, yolunun üzerinde sana uzun süre eşlik edecek, temiz bir dere akıyor zaten." Bunu duyan gezgin, su tulumunu açar ve içindeki acı suyu yere döker. Sonra da sırt çantasındaki kumu bir çukura boşaltır. Sonra kendine şöyle bir bakar, boynun- daki değirmen taşını görür ve taşın hareketlerini kısıtladığını fark eder. İpi boynundan çözer ve taşı olabildiğince uzağa fırlatır. Yüklerinden kurtulunca, akşamın serinliğinde kala- cak bir yer aramaya başlar.