"Hadi oradan,demek benim hayallerimi benden alacaklarmış... Sen Şafak Bilge'yi hiç tanımamışsın. Hayatım için ne zaman seyirci oldum ki şimdi olacağım,hayallerime dokunmaya cesaret eden merhamete tenezzül etmeyeceğimi iyi bilir. Canı acır."
Özgürlüğü kanatlarına takmış bir kuş, isterse sonsuzluğa uçup kaybolabilirdi. Oysa kafesin içinde umutsuzca parmaklıklara çarpan bir kuşa gökyüzünün varlığını anlatamazdınız. Ancak uçarsa görebilirdi, oysa annemin kanatlarını çoktan kırmışlardı.
Yolumu çizecek,tıpkı yıllardır yaptığım gibi bu kez de güçlü adımlarla yürüyecek ve yolun sonunu görecektim. Işığın varlığına dair tek bir şey bile yoktu,aydınlıktan çok uzakta olabilirdim ancak bu,ona ulaşamayacağım anlamına gelmezdi.
Ve ben sönmüş ışıkların ardından karanlığa sığınmak zorunda kalan değil, zifirînin içine cesurca adım atandım. Umutlarıma ateş böcekleri konacaktı, gerekirse her şeyi yakacak,kör yolları açacaktım. Çıkmaları aşacak, adımlarımın bastıktan sonra geride bıraktığı her yeri aydınlık kılacaktım. Ne pahasına olursa olsun bu işin peşini bırakmayacaktım.
"Veremez," diye fısıldadım gözlerimi tenha sokaktan çekip. Bardakta tüten buhara baktım,usulca havaya süzülüp kayboluyordu. "Bana hiç kimse zarar veremez."