Uyku tatlıydı. Bu gerçeğin farkına vardığımda orta yaşı yeni geçmiş kendimi beklentilerimden aşağı atacak güce ise henüz erişmemiştim. Aşağıya aittim, bunu biliyor ancak fütursuzca inşa ettiğim duvarların omzunda yükselmeyi de şans sayıyordum. Gerçeğimden uzak mutluluğa en çok yakıştırılan bulutlara yakındım. Fark kararan bulutların birazdan yağmura duracak olmasıydı. Bunları niye anlatıyorum? Beklentiler canımıza okur ve iyileşmek daima imkansızdır çünkü. Hem yaşam en büyük sekeli bırakmadı mı ruhumuzda? Tuzla ördüğümüz kalelerin ilk yağmurda eriyip akması ve eriyen tuzun enkazında kavrulan, sancıyan, yanan derinin acısı uyandırmadı mı derin uykumuzdan bizi?