Merhabalar! Şu son zamanlarda hemen hemen herkesin okuduğu Stefan Zweig'in kitaplarına ne zamandır bir bakmak istiyordum. Elime fırsat geçince okuyup bitirdim geçen günlerde. Kitap çoğunlukla psikolojik yönden ele alınmış ki bu sanırım Stefan Zweig'in sürekli ele aldığı bir konu(?)
-Okuduğum 'Korku, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat' kitaplarından yola çıkarak- Sıkmayan akıcı bir dille, sonrasını merak ettirecek şekilde yazılmış. Benim açımdan iyi bir kitaptı. Yolculukta, tatilde vs okunabilir.
Uzun süredir okuyacağım kitaplar arasında duruyordu ama bir türlü okumaya başlamamıştım. Bu karantina sürecinde okuma fırsatım oldu. Yaşar Kemal kurguyu gayet hoş bir dille anlatmış. Betimlemeleri yormuyor insanı. Umarım serinin geri kalan kitaplarını da okuyabilirim.
Kitabı görünce birkaç düşüncemi yazayım dedim. Bu kitabı ilk okuduğumda ortaokuldaydım ve o zamandan beri en beğendiğim çocuk kitabı olarak kaldı benim için. Evet belki vermek istediği mesajı ilk okumada anlıyorsunuz ama bazı kitaplar sebepsiz yere sıklıkla okunabilir. Ki bu kitap da benim için öyle. Her defasında ilk kez okuyormuşum gibi mutlu olurum. Her çocuğun okuması gerektiği gibi yetişkinler için okunabilecek türde bir kitap.
Komünal bir yaşam süren adaya eski bir başkan gelir. Halk başkana göre anarşist bir yaşayışa sahiptir ve başkan bu durumu kendince düzeltmek (?) için bir takım yenilikler yapmaya başlar. Bu yeniliklere halk ne kadar istekli olmasa da zamanla alışırlar. Peki ya doğa buna alışabilir mi, kabul eder mi? Distopik bir kitap olup düşündürmeye sevk eder. Tavsiye edilir. Okuyunuz okutturunuz.
Kitap benim için biraz ağır ilerledi. Sanırım çevirisinden ötürü. Ancak verdiği mesaj ve pskilojik yönü oldukça güçlüydü. toplumsal yozlaşma kendini hissettirmiş idi. Okumanız tavsiye edilir.