"Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek. Bak, bunu yapabiliriz ve ancak bu takdirde irademizi tam bir şey yapmakta kullanmış oluruz. Ben ne diye bu işi yapmıyorum diyeceksin! Demin söyledim ya, müthiş bir gevşeklik içindeyim. Üşeniyorum. Atalet kanunu icabı sürüklenip gidiyorum. Eeeeh."
"Hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. Belki bir müddet sonra can sıkıntısı bile hissedemeyecek kadar büyük bir gevşekliğe düşeceğim. İnsan bir şey yapmalı, öyle bir şey ki... Yoksa hiçbir şey yapmamalı.
"Her neyse, şunu bilmelisin ki, senin normal bulduğun şeylerin bir başkasının normal bulduğu şeylerle aynı olmaması, sende anormal bir durum olduğu anlamına gelmez."
Bazı insanların, özellikle de Uzakdoğu'da yaşayanların inandığı bir düşünceye göre her birimiz -buna siz de dahilsiniz- uçsuz bucaksız ve karmaşık bir evrende doğumdan önce ayrılmış bir çiftin yarısıyız ve hayatımızı bizi yeniden bütün hissettirecek diğer yarımızı aramakla geçiriyoruz. O gün gelip çatana dek de kendimizi biraz huzursuz hissediyoruz.