Esra

Bu hız tutkusunun bizi gezinin pek çok zevkinden yoksun bırakmasının ötesinde, günümüz yaşamının önemli birçok sorunlarını da beraberinde getirdiğine inanıyorum. Trafik ve uçak kazaları dışında, petrol bunalımı, atom başlıklı kıtalar arası füzeler, insan kökünün dibine kibrit suyu sıkacak modern savaş araç ve yöntemleri, hız tutkusunun ürünleri değil mi? Hani yabancı bir hızlı yatırımcı Çin imparatoruna, kentleri arasında tren yolu yaparsa bir günde erişebildikleri yerlere bir saatte ulaşabileceklerini anlatmaya uğraşıyormuş; o da hiç istifini bozmadan, "arta kalan zamanımı nasıl geçireceğim?" diye sormuş. Sözün kısası, dünyaya bir kez daha gelebilecek olsam, ya da böyle gözü kapalı dolaşmak zorunda kalsam, yalnız büyük gemilerle dolaşmayı tercih ederdim.
Sayfa 144
Reklam
Seyahatin bu türünün tadını aldıktan sonra insanların Atlantik'i sesten hızlı uçaklarla dört saatte aşmaya çabalamalarının nedenini kavrayabilmek çok zor. Gitmek istedikleri yere, yolculuğun her adımının doya doya tadını çıkararak gitmek varken insanları, hızlı, daha hızlı koşturmaya zorlayan nedir acaba? Belki bunun köklerinde kovalamak, ya da kaçıp kurtulmak zoru yatıyor. İki ve dört ayaklı av ve düşmanlarına erişip yakalamak veya onlardan kaçıp kurtulmak ihtiyacı ilkel insanı hızlanma yollarını araştırmaya zorlamış olabilir. Fakat bugün yolculuğu, lezzetli bir şarap gibi yudum yudum içine sindirmek dururken, şişeyi bir nefeste kafaya dikivermenin gereği ne ki? Yeryüzünde elbette bu işi, zevkli bir dinlenme fırsatından çok, çabuk ve çok iş başarmak hırsı ile yapanlar da var.
Sayfa 143
Kendi kanıma göre, ülkeler arasında gidiş gelişin en doyurucu ve en zevkli şekliydi bu. Vapurun karadan açıldığı andan, hedef limana varıncaya dek geçen zamanın her dakikası, yolcuların gezilerini unutulması olanaksız zevk ve doygunluklarla bezenmiş bir program içinde geçiyordu.
Sayfa 142
İçimden, demek geçtiğimiz yerleri görebilseydim ben de onlardan farklı şeyler algılayacaktım, diyordum. Anlaşıldığına göre aynı şeye bakan insanlar bir ölçüde de olsa aynı şeyleri görmüyorlar. Kişilikleri, geniş yaşantıları, edindikleri değer yargıları algılarını ve yorumlarını etkiliyordu. Öyle ya, gökteki pamuk yığınlarını andıran bulut kümelerine bakınca her birimiz bunu başka bir şeye benzetmiyor muyduk? Kehribar sarısı olgun kayısılarla beslenmiş meyve ağacı karşısındaki izlenim ve tepkilerimiz, biri birine eşit miydi? Belli ki, manav ürünün toplam değerini hesaplarken, keresteci gövdeden kaç kalas çıkabileceğini kestirmeye uğraşıyordur. Âşık ise meyvelerin tadı ile sevgilisinin dudakları arasında ilişki kurar muhakkak.
Sayfa 138
Aralık bırakılan bir kapının keskin kenarına alnımı çarpıp birkaç damla kan akması, eşikte çıkarılıp bırakılmış pabuç ya da takunyaya takılıp dengemi yitirmem, sofrada yeri değiştirilen bardağımı aramam, herkesi telâşa veren buhranlara dönüşüyordu. Oysa bunlar olağan karşılanabilse, hatta görmezlikten gelinse daha da mutlu olurdum. Bunlara alışabilmek, toplumu da olduğu gibi kabul etmek ve onlardan gereğinden fazla etkilenmemenin yolunu bulabilmek sakatlığıma alışmaktan da zor bir sorun olarak sürüp gidiyor. Sanırım, kendilerinden farklı olanlara da, temelde insan olarak karşılayıp benimsetmeye alıştırmak dünya barışının temel sorunu. Rengi, inançları, varlığı, dili ve dîni bizden farklı olanları da kendimiz gibi insan olarak görmeyi öğrendiğimiz zaman ne din, ne politika, ne de gelişmişlik ve geri kalmışlık yüzünden insanların birbirleri ile didişmelerine neden kalmayacaktır.
Sayfa 133
Reklam