Aralık bırakılan bir kapının keskin kenarına alnımı çarpıp birkaç damla kan akması, eşikte çıkarılıp bırakılmış pabuç ya da takunyaya takılıp dengemi yitirmem, sofrada yeri değiştirilen bardağımı aramam, herkesi telâşa veren buhranlara dönüşüyordu. Oysa bunlar olağan karşılanabilse, hatta görmezlikten gelinse daha da mutlu olurdum. Bunlara alışabilmek, toplumu da olduğu gibi kabul etmek ve onlardan gereğinden fazla etkilenmemenin yolunu bulabilmek sakatlığıma alışmaktan da zor bir sorun olarak sürüp gidiyor.
Sanırım, kendilerinden farklı olanlara da, temelde insan olarak karşılayıp benimsetmeye alıştırmak dünya barışının temel sorunu. Rengi, inançları, varlığı, dili ve dîni bizden farklı olanları da kendimiz gibi insan olarak görmeyi öğrendiğimiz zaman ne din, ne politika, ne de gelişmişlik ve geri kalmışlık yüzünden insanların birbirleri ile didişmelerine neden kalmayacaktır.