Fakat bu ilk izlenimlerin yarattığı duygu ve düşünceler zamanla kişiyi daha yakından tanıma olanağı bulundukça değişebilmekte. Görenlerde de böyle olmaz mı? “Hiç de sandığım gibi bir insan değilmiş” sözlerini az mı duyarız? Ancak, ilk karşılaşmada kişinin yüzünü, gözlerini, giyim ve kuşamını izleyerek varılan ilk yargıların daha da aldatıcı olabileceği kanısındayım. Çünkü insanlar çoğu zaman dış görünüşleri ile, karşısındakiler üzerinde olumlu izlenim bırakmanın yollarını daha iyi öğrenmiştir. Gırtlağımızı sıkıvermek istediği halde kolaylıkla önümüzde eğilip el öpmeyi başarabilenler az mıdır? Tutkunluğunu öfke ve nefretle gizlemeye çabalayanlar; kıskanırken tatlı tatlı gülümseyen; gülerken için için ağlayanlar yok mudur? Doğduğumuz günden başlayarak toplum bize gerçek duygu ve düşüncelerimizi değil de uygun olanları ortaya vurmaya zorlamaz mı? Canı yanıp ağlayan çocuğu, susturup gülümsetmeye, kıskandığı kardeşini yumruklayıp saçını çekene onu kucaklayıp öpmesini önermez miyiz? Misafire evimizin en görkemli yerini, yemeğe kıyamadığımız besinleri ikrâmlarız. Misafir çocuğun göz bebeğimiz koltuklara bulaştırdığı çikolata lekelerini gülümseyerek, “ne önemi var efendim" diye karşıladığımız halde, “eli kırılası piç kurusu" diye homurdanarak temizleriz. Kısacası, yaşam boyu günlerimiz bu aldatmaca oyununu iyice bellemekle geçer.
İnsanın ve çevrenin seslerine ve içeriklerine kulak vermeyi öğrenmeye koyulduğumdan beri bunların, her şeyin içyüzünü göze görünenlerden daha iyi yansıttığı kanısını geliştirdim.