Esra

Ben de, görebildiğim süre boyunca her şeyin dış görünüşüne bakarak değerlendirmeye alışmıştım. Pencereden, sağa sola uçuşarak lâpa lâpa dökülen karın ağırlığı altında esneyen ağaç dallarını; süt beyaz örtüsünün altında mahmur çatıları, sıcak odanızdan seyredebilmek doyulması zor bir şölendi. Ancak, görmeyen birisi doğanın bu görkemini, yalnız yüzeye yapışıp eriyen su damlacıkları, ayaklarının gömülüp ıslandığı ve ne yöne gittiğini kestirebilmesini zorlaştıran bir tür âfet gibi algılayabilir.
Sayfa 126
Reklam
Kulak, el ve burnu gözün müstebit güdümünden kurtararak kendi başına iş görür duruma getirmek biraz zaman alır. Ancak, gören çevrenin yersiz yardımlardan kaçınarak buna olanak sağlaması gerekir. Bunun yapılmaması, görmeyenleri gerçekte olduğundan da daha kör duruma getirir. Yedi, sekiz yaşlarında gözlerini kaybedip, otuzuna kadar yakınlarınca yedirilip giydirilen, kat kat körleştirilmiş zavallılar tanıdım.
Sayfa 126
Bazı körler görenlerin bu konudaki safdilliğini, benliklerini güzelleştirmek için sömürmekten kendilerini alamaz. Her şeyin ancak gözle görülerek yapılışına alışanlar için kulak ve el yordamıyla yaşamanın olağanlığını kavrayabilmek aslında zordur. Bazı akşamlar elektrikler birden kesilince veya karanlık bir yapı merdivenini tırmanırken görenlerin bir süre içine düştükleri panikli güçsüzlük de göremeyenleri gülümsetir.
Sayfa 126
Buralara gelmekte kişisel amaçları ne olursa olsun onların hayranlık duyulacak bir yanları vardı. Kendini bir amaca adamak, onun gerçekleşebilmesi için sıkıntı ve zorlukları göze alıp, güleryüzle katlanmak tüm gerçek yurtseverlerin temel niteliği olmak gerekirdi. Yurt ve milletseverliği, sözlü kasideler dizip haykırmaktan öteye götüremeyenlerin tutumu karşısında başka ne söylenebilir? Yurtseverliği, onun taşını, toprağını evinin bahçesi gibi benimseyip, donatıp bakacak, olduğundan daha görkemli ve verimli duruma getirmek için güç ve yeteneklerini harcamaktan kaçınmayan bir aydın kuşağı yetiştirmeyi başardığımız zaman uygarlığın gerçek yolunu bulmuş olacağımıza inanıyorum.
Sayfa 121
O çıkınca Marie'nin eski odadaki masanın üzerine yumulup, içimdeki zehiri son damlasına kadar boşaltana değin hıçkırıp durdum. Yılların biriktirdiği kokuşmuş duygular yeterince boşalınca, birden kendi halime gülmek geldi içimden. Neydi bu anlaşılmaz, beklenmedik çöküntünün nedeni? Bu tür kazalara kendimi alıştırmam gerekmez miydi? Görenlerin bile başına gelebilirdi böylesi şeyler. Bunu bir neden sayıp kendime acımaya kalkarsam, bana acıyanlara kızmaya hakkım var mıydı? Her şeye rağmen kendimi bir işe yaratabileceğimi göstermek için çıkmamış mıydım bu yola?
Sayfa 91
Reklam