Peride Celal'in yapıtları ile ilgili hemen hemen her eleştiri yazısı bir "dönüşüm" vurgulanışı ile başlar. Bu, yazarın mesleki hayatında 1954 yılına gelindiğinde "Üç Kadının Romanı" ile geçirdiği bir dönüşümün anlatımıdır. Halbuki bu kolaycı bir eleştirmen yaklaşımıdır. Çünkü eleştirinin odağı metin değil, yazarın kendisidir. Peride Celal, pembe romanlar kaleme aldığı dönemi "müsvetteler, karalamalar" olarak reddeder. Çünkü o dönemde yazmak, Peride Celal için ekmek parası kazanmak demekti ve sayfa başına ücret alarak çalışmaktaydı. Aşağıdaki fotoğrafa baktığımızda ise pembe romanlar yazdığı dönemi bir mücadelenin başlangıç dönemi olarak görmemiz gerekir. Onlarca erkek yazarın içinde bir tek kadın yazar olmak... Varoluş mücadelesini kazanmış, tutunmayı başarmış onlarca erkek ve sadece bir kadın... Fakat Peride Celal, insanlık onuruna aykırı olduğu düşüncesiyle kadın yazar-erkek yazar ayrımına karşıdır ve bu tavrı son derece ilkel bulur.
Bana kalırsa aşağıdaki fotoğraf yazarına rağmen ataerkil gerçekliği açığa vurur; çünkü yazar olmak evet ama ya kadın olmak!
Birileri bu kitabı okumadan önce söyleyeceğim birkaç cümle var! Kitabı okuduğum için sorumluluk duygusuyla yazıyorum tüm bunları.
Bir lisede rehber öğretmen olarak görev yapıyorum ve öğrencilerimin
Çok güzel açıkşamışsınız hocam. Umarım öğrencilere,kardeşlerimize kısacası çevremizdekilere aradıkları o akıcılığı bulacakları nitelikli kitapları okuyabiliriz. Ben bu kitaba karşı Jane Eyre önerirdim. Gayet de akıcı.