Tozlar baş belasıdır. Masanın üstünü, bibloları, rafları istila ederler. Sonra biz bezle onları silmeye çalışırız. Tozlar silinmez sadece oradan kalkıp şuraya yerleşirler. Sonra da oradan buraya. O kadar hafifler ki onları çöp torbalarının içine doldurmamıza imkân yok. Sadece evlerden bahsetmiyorum doktor bey, dünyaya bakın her taraf toz içinde değil mi? Tozun kökü olsa, gidip sökerdik yahut kuruması için toprağına zehirli sular boşaltırdık. Neyse ki tozdan öteki âlemde kurtulacağız. Meleklerin derilerinin, saçlarının döküldüğünü, yatakların altında topaklandığını düşünebiliyor musunuz? Yahut cennetteki köşklerin camlarının silinmesi gerektiğine inanabiliyor musunuz? İşte diğer âlem bu yüzden eşsiz. Belki doktor bey siz de tozsuz bir yaşamı hayal ettiniz. Mesela gençken? Yoksa "Ben de herkes kadar tozluyum," diyerek işin içinden sıyrıldınız mı? Sizden bunu beklerim.
Akşam eve dönen, ailesi ile yemek yiyen, televizyon seyreden, uyurken horlayan bir erkeksiniz muhtemelen. Belki çay içerken karınıza hastalarınızdan bahsediyorsunuz. Umarım beni tanıdığınız için ne kadar şanslı olduğunuzdan da söz etmişsinizdir, gerçi sizin beni tanıdığınız söylenemez. Siz zeki değilsiniz, her şey yolundaymış gibi davranan biri zeki olabilir mi? Halbuki ben isyan etmemiz gerektiğine inanıyorum. Ellerimize pankartlar alıp yürüyüşler yapmalıyız, dernekler kurmalıyız. Yoksa tozlar hepimizi aynı yapacak. Üzerimizde biriktikçe farklılıklarımız azalıyor ve benzer şekilde düşünmeye başlıyoruz. Güzel bir şey yapacakken, tozlara bakıp vazgeçiyoruz. Etrafınızda dünyayı değiştirebilecek birini görüyor musunuz? Tutkulu birini. Nerede o?
Eğer tozların altında kalmasaydık birbirimizi "gerçek" hallerimizle görürdük. İyiler ve kötüler kolayca seçilirdi. Cübbe giyen yargıçlar ellerindeki dosyalara