esra

esra
@esratryaki
İstanbul
İstanbul, 14 Ocak 2003
39 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Güzel yürekli Momo'm
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2022 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2022 19:15
Momo, geçen sene bu zamanlarda okuduğum ve hala daha o tatlı etkisini hissettiğim kitaplardan biri. Çok ama çok nadir kitapta bunu hissederim ben. Böyle kitaplıkta gördükçe sıcacık gülümserim, zamanım varsa alır altını çizdiğim satırları incelerim. Momo da bu kıymetlilerimden biri. Kimilerine göre dili, işleyişi veya edebi değeri olarak zayıf görülen bir kitap olabilir. Fakat ben zamanın değerini metoforik bir tabirle, bu kadar çarpıcı şekilde anlatmasını çok sevmiştim. Alt metninde aslında bizlere; zamanın ve zamanın içinde yaşamanın değerini ne kadar bilmediğimizi, en iyi mesleklere ulaşmak veya en pahalı arabalara binmek için var gücümüzle harcadığımız vaktin, aslında bizleri kocaman bir gri buluta hapsettiğinin mesajını veriyor. Ben okuduktan sonra anın değerini, hayatın sadece "çalış, çabala, kazan ve daha çok kazan"dan ibaret olmadığını çok daha iyi anlamıştım. Bu incelemeyi yazarken kitaba geri dönüp bakmaktansa, hatıramda bıraktığı kadarıyla anlatmak istedim. Momo'nun da dediği gibi; "Zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir."
Edebiyat
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Başkalarının Tanrısı
7/10
·157 syf.··
Beğendi
·
2022 27. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2022 15:48
Hayatı sıradan, tekdüze ve olağan akışında yaşayan biri Musa. İçimizden herhangi biri aslında. Onun hayal gücünden, bu sıkıldığı hayatı radikal bir şekilde terk edip gittiği bir hayali okuyoruz kitapta da. Efsun Abla sokaklarda dilencilik yapan, dizinden altını kendi kesmiş, eski ve onu satan aşığı Devran'a söven tekerlekli sandalyede yaşlı bir kadın. Musa'yı evinden ve hayatından çıkıp gittiğinde bulan kişi o. Musa aşık Efsun Abla'ya, adam öldürecek kadar aşık hem de. Adnan Abi var bir de deniz kenarında ölmeye yakın bulunan ve geçmişiyle ilgili hiçbir hatırlamadığını söyleyen. Herkesin; bırakıp gittiği, yaşadığı, geride bıraktığı bir hayatı var. Adnan Abinin yok. Unutulan hayat yaşanmamıştır, yok olmuştur kanımca. O da unutmuş ve bundan pek şikayetçi sayılmaz. Üçü birlikte surların arasında eski, terk edilmiş bir kahvehanede yaşıyorlar. Üst katta yaşayan Hülya ise uyuşturucu için yaşayan bir fahişe. Sessiz ama canı yandığında pençelerini çıkaran, biraz asi ama hayattan hep nefret eden biri. Bütün bunların yanında Efsun Abla ve Musa'nın sevişirken çöpte bulduğu, daha doğrusu çöpe atılmış Matruşka bebek. İşte beş garip. Kimi kendi isteğiyle kimi hayatın sillesiyle kimi de nasıl olduğunu hatırlamadığı bir şekilde bu hale gelmiş beş gariban. Fakat hepsinin tek bildiği bir şey var: Yakarsa dünyayı garipler yakar. Mine Söğüt biri bebek beş sokak insanının hikayelerinden, aslında kışın battaniyeye sarılıp köprü altlarında, sur diplerinde, metrobüs duraklarındaki üst geçitlerde yatan insanların tanrısına, yaşamlarına, düşüncelerine şöyle bir mum ışığı tutmuştur. Severek okuduğum ama büyük bir beklentiye girip başlarsanız da "Bu muymuş yaa" diyebileceğiniz bir kitap. Çok büyük bir beklentiniz olmasın, sonuçta bu yolda yürürken bir saniye bile durup bakmadığımız
Edebiyat
Başkalarının TanrısıMine Söğüt · Can Yayınları · 20225,1bin okunma
9/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2022 15. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2022 20:09
Ne yazacağımı, nasıl yazacağımı ve yazdıklarımın nereye gideceğini bilmediğim bir yorumun tam başındayım. Hislerimi dilim döndükçe ve kalemim yettikçe anlatmaya çalışacağım. . Yatırcalı, küçük kız çocuğu Derda ile açıyorum sayfaları. Biraz ilerledikçe kaşlarım çatılmaya başlıyor. Bu kelimeler, bu cümleler biraz... Biraz vahşi geliyor bana. Yine de devam ediyorum ve 11 yaşındaki korucu kızı Derda'nın bir şeyhin oğluna satılmasıyla kalbime ilk hançer saplanıyor. Derda'nın geride kalan kalemi, defteri, kitapları bir bir yüzüme çarpıyor. Bundan sonrası için umutlarım kararsa da daha sert tokatlar yiyeceğimden haberim yok. En sert tokatı da Derda tecavüze uğrayınca yiyorum. Satırları okurken o kadar sarsılıyorum ki hırsla kapatıyorum kitabı. Biraz gücümü toplayıp geri dönüyorum. . 5 yıl boyunca Londra'da bir apartman dairesinde tutulan Derda'yı, onun eroine düşen yolunu ve sonrasını okurken içinde kayboluyorum. Her cümlede öyle çok kayboluyorum ki kaybolduğumu bile fark etmiyorum. . Sonra Edirnekapı mezarlığındaki, mezarcı oğlan Derda'nın hikayesini okurken biraz daha alışmış oluyorum ve daha az şaşırarak okuyorum. Onun annesini parçalara ayırırken yaşadığı soğukkanlılık benim kanımı donduruyor. Yolunda Oğuz Atay'a rastlamasıyla biraz rahatlasam da sonrasında olanlar beni yine pişman ediyor. . Ve sonunda kitap öyle bir yere evriliyor ki bunca kandan, göz yaşından ve acıdan sonra nasıl ılık ılık yağan yağmur gibi içimi yumuşattığına inanamıyorum. . Uyarmak istiyorum, Hakan Günday öylesine ve dümdüz okunacak bir yazar değil. Onu okurken yediğiniz tokatlardan yanağınız kızarabilir, gözleriniz yuvalarından fırlayabilir ve kalbiniz mengeneyle sıkılıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Çünkü Hakan Günday kalemiyle bütün her şeyinizi ezip geçecek bir yazardır. . Kitabın ismi "Az" ama
Edebiyat
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,8bin okunma
8/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2022 6. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2022 00:00
Hepimizin hayatında türlü seçimlerinden duyduğu pişmanlıklar olmuştur. İllaki her birimiz 'acaba şöyle olsaydı nasıl olurdu' diye düşünmüşüzdür. Örneğin benim sınava hazırlanırken hayalim iletişim fakültesini harika bir özel üniversitede tam burslu okumaktı. Fakat ben iyi sayılabilecek bir devlet üniversitesini kazandım. Bazen oturur özel okula gitsem nasıl olurdu acaba diye düşünürüm, kafamda oradayken olacak şeyleri hayal ederim daha çok çalışmadığım için pişmanlık duyarım. Peki ama hangimiz o istediğimiz, seçmediğimize pişmanlık duyduğumuz hayatlarda mutlu olacağımızı biliyoruz ki? O hayatlarda gidip yaşasak gerçekten oraya ait hissedecek miyiz kendimizi? İşte kitaptaki kahramanımız Nora'da yapmadığı seçimlerden pişmanlık duyar ve depresyona girer. İntihar etmeye kalkışır ve kitabımızda tam bu zaman diliminde geçer. Yani ölmekle yaşam arasındaki o aralıkta. Nora'nın bu aralığı bir kütüphanedir ve oradaki kitaplarda seçmediğine pişman olduğu hayatları yaşadığı versiyonları vardır. Nora'nın bu hayatlara gitmesini ve o hayatlarda neler hissettiğini anlatır kitabımız. Okurken eminim siz de benim gibi kendinizden kendi içinizden çok şey bulacaksınız. Seçmediğimiz hayatlardan pişmanlık duyarak hayatımızı bir kara deliğe sürüklemek yerine seçtiğimiz bu hayatta mutlu olmaya bakalım. Eğer seçimlerimizin sonuçlarından mutlu değilsek sonuçların pişmanlığında sürünmek yerine seçimlerimizi değiştiririz, hepsi bu kadar.
1000Kitap
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598bin okunma
Jack London - Kızıl Veba
8/10
·72 syf.··
2021 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2021 10:26
Şu ana kadar okuduğum ve beni en çok etkileyen Jack London kitaplarından biri oldu Kızıl Veba. Dilinin sadeliği ve anlatılanların beynimde canlanışı sayesinde kısa bir sürede bitirdim. Ne anlattığına gelecek olursam modern çağın en iyi olduğu dönemde ortaya bir hastalık çıkar ve bütün dünyayı etkisi altına alır. Bu hastalığa yakalananların yüzü kızarır ve 15 dakika içinde ölür. Hastalık çok hızlı yayıldığı için önü alınamaz ve modern dünya deyim yerindeyse tarihe gömülür. Bütün bu olanlar salgından önce profesör olan ve hayatta kalan sayılı kişilerden ihtiyar Granser tarafından torunlarına anlatılır. Maddi yıkımların yanında dil de o kadar yok olmuştur ki torunları çoğu zaman ihtiyarı anlamazlar. Çünkü Granser aslında olardan önce doğmasına rağmen onlara göre çağların ilerisinde yaşamıştır, torunları ise ilk çağdadır. Yani aslında son, dünyayı başlangıcına geri götürmüştür. Okurken acaba biz de böyle mi yok olacağız diye düşündüm. Kurduğumuz bu düzen, kıyametine böyle mi yürüyecek? Ürtüğümü söylemezsem yalan olur. Çünkü koronayla kitaptaki salgını da benzettim açıkcası. Koronanın ilk zamanları da özellikle Çin'de insanlar oldukları yere yığılıp öksürükler içinde ölüyorlardı, bazı ülkeler ölülerini gömecek mezar bulamadıkları için yakmaya başlamışlardı. Aradaki en önemli fark korona bir şekilde tedavi edilebiliyor ve kontrol halinde tutulabiliyordu. Peki ya bir gün tedavisi olmayan, kontrol altında tutmadığımız böyle bir hastalık gelirse? O zaman da sonumuz kalanların başlangıca dönüp üremesiyle mi devam eder yoksa dünyanın ışıkları tümden kapanır mı?
Edebiyat
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma