Millet Meclisi normal bir parlamento değildi. Meclisin kendisi bir hükümet olarak faaliyet gösteriyor ve farklı idari görevleri üzerine alan vekiller Meclis'in üyeleri arasından tek tek seçiliyordu. Vekillere bir başvekil başkanlık ediyordu ama bu, Osmanlı hükümetinde olduğu gibi sorumluluğun topluca paylaşıldığı bir kabine değildi. Güçler ayrılığına dayalı klasik bir sistem olmaktan çok yasama ile yürütmenin birliğine dayalı devrimci bir sistemdi.
Sultan Vahdettin, İttihatçıların kuklası olmuş selefinin aksine, İttihatçı aleyhtarı, milliyetçi aleyhtarı ve İngiliz taraftarı çizgiye yerleştirmek için siyasete etkin şekilde müdahalede bulundu.
Jön Türklerin birçoğu biyolojik materyalizm ve sosyal Darwinizmin etkisi altında kalmış bulunuyordu. Onların dünya görüşü, uluslar arasındaki bir hayatta kalma mücadelesiydi. Yaşamak için bir ulusun acımasızlık yoluyla kendini ispatlaması lazımdı. Bu dünya görüşünde, Osmanlı Ermenileri ve Rumları kolaylıkla, ulusun sağlıklı bedenini tehlikeye sokan "mikroplar" ya da "tümörler" olarak görebilirdi ve gerçekten bu türden terminolojiye, yapılan zulümlere karışmış olanların yazılarında rastlanabilmektedir.
Jön Türkler gerçekten gençtiler (1908'de ortalama yaşları 30'du) ve Osmanlı Imparatorluğu'nda gençliği bir avantaj olarak gören ilk harekettiler. Hep ayrıcalıklı kuşak ve tecrübeye sahip olan Osmanlı kültüründe, gençlerin geleceği daha iyi anlayabilecekleri düşüncesinin kendisi devrimciydi.