Ve başta nev'-i insan olarak
bütün zîhayatlar ve bütün eşya, fenaya düşmek ve ademe sukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve başta nev'-i beşer olarak zîhayatlar i'dam edilmek için yaratılmamışlar.
Belki bekaya terakki ile ve devama tasaffi ile ve sermedî vazifeye istidadıyla girmek için halk olunduklarını gayet kuvvetli isbat eder.
Şemsi cemâl doğar, ufkumda nazlı bir serap,
Gözlerimde bir hayâl, kalbimde intisap.
Ne ahenkli bir naz
Ne de durgun bir tahayyül
Faniyim…
Fânî olanı sevmek bana az.
Didâr-ı pâk isterim, ne firak ne de iftirak.
Aşkın da hicreti varmış bâki olana
Ey şemsi cemâlim,
Gülüşü duaya benzeyen sevgilim,
Sana bakan gözümde yansır ahsen halin
Zira bilirim: Sevgide bir tek yari görürüm
Eçhel bir şuur boğar yokluğunda
Doğar nurefşan yıldızdan bin katre
Neşvünema sevda yansır ufuktan
Esma,,
Büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malayani ve âfakî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merak ile takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.
Geçmişten çıkan teessüfler, elîm firaklar ve gelecekten gelen korkular ve endişeler; senin cüz'î lezzetini hiçe indirir. Lezzet cihetinde yüz derece hayvandan aşağı düşürür. Madem hakikat budur. Ya aklını çıkar, at; hayvan ol, kurtul veya aklını imanla başına al, Kur'an'ı dinle. Yüz derece hayvandan ziyade bu fâni dünyada dahi safi lezzetleri kazan!"