“Yaratıcılık, ölümsüzlük için duyulan bir özlemdir.” Diyor Rollo May, yaratıcı edim ile ölümümüzün ötesine ulaştığımızı düşünerek. Psikanalizin, yaratıcılık üzerine geniş ölçüde başvurulan iki özniteliği bulunmaktadır. Bunlardan birincisi indirgeyici olmaları, yani yaratıcılığı bir diğer sürece indirgiyor olmaları, ikinsici ise yaratıcılığı genellikle nevrotik ruh hallerinin özgül bir dışavurumu olarak kurmalarıdır. Psikanalitik çevrelerde yaratıcılığın sık kullanılan tanımı ‘egoya hizmet eden bir gerilemedir (regression).’ Gerileme teriminin kullanılması da, indirgemeci yaklaşımın bir göstergesidir. Rollo May ise, empatik yaklaşmayı benimseyerek, yaratıcılığın bir diğer sürece indirgenerek anlaşılmasını ya da özde nevrozun bir dışavurumu olarak alınmasını kabul etmemektedir. May, yaratıcılık ve özgünlüğün, kültürlerine uymayan kişilerde bütünleştiği açık olsa bile, bunun zorunlu olarak yaratıcılığın nevrozun bir ürünü olduğu anlamına gelmediğini söyleyerek devam ediyor: “Yaratıcılığın nevrozla bütünleşmesi karşımıza bir ikilem çıkarır- yani, sanatçıların nevrozunu psikanalizle tedavi edersek artık yaratamayacaklar mı? Diğerleri gibi bu çatallanmanın kökü de indirgeyici kuramlarda. Daha ileri gidersek, yüceltme(sublimation) ile ima edildiği gibi, sadece bir başka şeyi başarmaya çabalamanın yan ürünü ise, tam da yaratıcı edimimizin değeri bir sahte-değer olmaz mı? Yeteneğin hastalık, yaratıcılığın da nevroz olduğunu sokuşturmaya çalışan bu savlara karşı gerçekten güçlü bir tavır almalıyız… Yaratıcı süreç sayrılığın sonucu olarak değil, duygulanımsal(emotional) sağlığın en yüksek derecedeki betimi, normal kişilerin kendilerini gerçekleştirme edimlerinin bir dışavurumu olarak keşfedilmeli. Yaratıcılık, sanatçının olduğu kadar bilim adamının, estetin olduğu kadar düşünürün