Topçu binbaşılığından emekli Hasan Bey de kendisinden emindi. Elini kaldırdı:
"Orada dur bakalım dülger ustası... Bu zamana kadar sen hiç Vatan batıracağım!' diye ortaya çıkanı gördün mü?"
"Ne demek?"
"Şu demek ki azizim, herkes vatan kurtarmaya çıkar. İttihatçısı da, Jöntürkü de, bilmem kimi de hep vatan kurtarmak çabalamasındadır. Şimdi, aklın varsa, az biraz düşün de karşılığını ver bakalım! Anadolu'daki, 'Milliciler' dediğin padişaha, hilafete bağlı mıdır?"
"Elbette... Şüphen mi var!"
"Var ki ne kadar, akılsız dülger! Padişaha bağlı olan adam padişahın hakkına saldırır mı?"
"Hangi hak! Kim saldırmış?"
"Kabine reisi seçmek padişahın hakkı değil mi? Memurları kabine tayin etmeyecek mi? Bu hakkı uluorta kullanmak, pa-dişahın hakkına saldırmak olmaz mı?"
"Yahu padişahı da kurtaracaklar... Vatanı kurtarıp padişahı esir mi verecekler?"
"Orasını bilmem! Asker toplamak padişahın, halifenin hakkı mı? Karşılık isterim."
"Hakkı."
"Öyleyse birkaç baldırı çıplak zibidiyi silahlandırıp padişah ordusunu yıldırmak, buradan verilen emirleri dinlememek, gönderilen komutanlara birlikleri teslim etmemek, kanunla, kullukla uyuşur mu?"
"Kendi eşkıyalığı için mi yapmakta? Hayır, Yunan yürümüş gelmektedir. Kötü Yunan'ı tepelemek için yapmakta..."
"Tepelemek içinse de kanunsuz olmaz. Neden kanunsuz?.. Çünkü hırsızlar, soyguncular, adam eti yiyenler, memleket ba-tırmaktan suçlular birikmiş Ankara'ya... Böylelerinin, işlerine gelmez kanun... İşlerine gelmez padişah buyruğu... Padişahı kurtaracak olsa, kudurmuş mu bu padişah ki tekerleğine odun soksun, kendisini kurtarmaya çabalayanların?"